26 Mart 2010 Cuma

Buluşmuştuk Bir Kavşakta V

Yol ayrımına gelindiğinde, sağa yada sola dönmek yerine dosdoğru gitmek, kadere razı olmaktır. Razı olmak ise, dalgasız bir denize bakmak gibidir..

Beraber bir süre daha yürüdük. Babası yol ayrımında sağa döndü Sinem takip etti ben düz gideceğimi söyledim ne yaptığım yada kim olduğum babasının umurunda değildi zaten. Sinem baktı bana, babasıyla gideceğini anladım, başımı onaylar gibi salladım..gittiler, arkalarından baktım, sanki onaylamasam gitmeyecek miydi..gidecekti..
Sinem’in nasıl olsa istediğinde beni bulacağını biliyordum da ben kendimi nerede bulacağımı bilmiyordum artık. Yersiz yurtsuzluk uçuşan bir kar tanesi olmak böyle bir şey olmalıydı. Hava iyice kararmış, şehrin ışıkları göz kırparken parmaklarım donmak üzereydi. Ellerimi ceplerime sokup böyle zamanlarda dilime dolanan şarkıyı mırıldanmaya başladım, özellikle su birikintilerinden yürümeye çalışarak..


Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde bir türkü tutturmuşum duyuyorsun değil mi, çalacak bir kapım yok, mutluluğa hasretim artık sokaklar benim anlıyorsun değil mi, derken bir gülümseme kondu dudaklarıma hiç bu kadar uyduğu olmamıştı bu şarkının. Şimdi sanki benim için yazılmıştı. Kaderim beni hamam yoluna çıkarmıştı, yediler parkının oradaydım ve saat yediye geliyordu, park bom boştu, bir banka oturdum suyu olmayan havuza baktım, yağmur çiseliyordu evsizler gibiydim, ne yerde ne gökteydim, yine sadece bir battaniyenin altında uyumak istiyordum daha doğrusu uyur gibi yapmak saklanmak. Oturduğum yerden eski bir binanın ikinci katındaki kiralık yazısına ilişti gözüm hemen kalkıp altında yazan cep telefonu numarasını okuyabileceğim mesafeye kadar gittim ve avucumun içine yazdım numarayı.Avucuna yazdıkların kendiliğinden kolayca silinirken aklına yazılanlar neden silinmiyordu ki..

Evet bu ev benim içindi, adımlarım beni bunun için getirmişti buraya. Sahiplenme güdüm ne kadar kuvvetliydi, gri sıvası dökülmeye başlamış duvarlarını sahiplendim önce sonra bu şehrin en güzel yeri olan hamam yoluna bakan ince uzun balkonunu en çok da apartmanın numarasını 117 , yedi bir bir daha dokuz eder diye düşündüm uğurlu rakamım dokuz sevdim seni 117 yarın görüşürüz diyerek daha geç olmadan Neslihan’a doğru yürümeye başladım odun pazarının olduğu tarafa Atatürk lisesinin biraz ilerisine, yol üzerinden mis gibi kokan kestanelerden aldım, kese kağıdının sıcaklığı avuçlarımı tatlı tatlı ısıttı, galiba o an mutluydum, keşke o anın fotoğrafını çekebilseydim, mutluluğumun..

Bir kese kağıdı kestanenin sıcaklığı ve 117 nin varlığına teşekkür ettim.
Neslihan yine merak dolu gözlerle açtı kapıyı ve evdeki balık kokusu saatlerdir hiçbir şey yememiş olan beni sarıp sarmaladı birden.

Seversin sen çipura aldım az sonra hazır olur dedi, salata ve sofra hazırlanmıştı. Hazır bir sofraya konmak ne hoş bir duyguydu, soğuktan sıcacık bir eve girmek..
Ne yaptınız ne oldu Sinem nerede diye sordu, Sinem babasıyla gitti ayrıca önemli bir şey yok yani avukata ihtiyaç yok dedim şımararak. Bir ev buldum yediler parkının karşısında yenilenmiş binaların arasında ki tek eski hatta köhne binada dedim sanki hazine bulmuş gibi heyecanlıydım anlatırken, işte numarası burada dedim avucumu göstererek, hemen arayım daha geç olmadan derken Neslihan telefonunu uzattı. Sesinden Orta yaş civarı bir kadın olduğunu anladım ev sahibinin, 3 aylık peşin istedi kabul ettim tek başıma yaşayacağım dedim sorun değil dedi, evi kesinlikle tutacağımı söyledim başkasına vermesini istemiyordum. Evin içini görmeyecek misin dedi hayır gerek yok dedim. Yarına kontrat için sözleştik..


Balık, parmaklarımın arasındayken, üç aylık peşinden sonra kalan parayla en fazla üç ay çalışmadan geçinebileceğimi düşünüyordum. Üç ay gayet iyi bir süreydi. Kendimi kasmamada gerek yoktu çok fazla, önce uzun uzun uyumalıydı sonrasını sırası geldikçe düşünecekti, her zaman yaptığı gibi..Neslihan acele ettiğimi düşünse de bir anlamda onunda kafası rahatlamıştı ve eminim ki oturacağım eve diktireceği cicili bicili perdeleri düşünüyordu şu anda.
Hala telefonunu açmadın mı diye sordu, nereye kadar kaçacaksın yüzleşmek zorundasın artık çocuk değilsin kendi hayatını kurmaya hakkın var o da anlamalı bunu dedikten sonra ne içersin diye sordu. Su dedim suratsızca..canım sıkılmıştı birden üzerine çalan kapı irkilmeme sebep olmuştu,
Merhaba, rahatsız etmiyorum inşallah dedi tanıdık bir ses.
Sesin sahibi Sinemdi.

Üçümüz yine beraberdik, nereden çıkacaksın diye bekleyecektim ama bu kadar da çabuk değil dedim gülerek..Balık seversin umarım dedi Neslihan Sinem için servis açarken, rakısız balık sofrası mı olur dedi sinem alay ederek, balık sevmem ama rakı severim dedi, bunun üzerine balık severim rakı sevmem dedim, Neslihan ben ikisini de severim deyince gülmeye başladık. Ne oldu niye geldin ilk geceden babanla ne konuştunuz diye sordum, hiç dedi. Hiçbir şey. Beraber yaşadığı kadın canımı sıktı sinirlendim çıktım evden, hem sizi özledim dedi şaka yollu. Üzerine Bak kaynanan da seni seviyormuş dedi Neslihan..
Aman şeytan görsün yüzünü dedi Sinem yüzünü buruşturup.
Ne nasıl yani kaynanan mı var senin dedim şaşkınlıkla.
Evet yani aslında vardı artık yok bir süre önce boşandım. Hoş, evli miydik değil miydik onu da anlamış değildim, enteresandı bizim durumumuz derken iştahla salatasını yiyordu.
Babasını küçük yaşta kaybetmiş, ,daha çok platonik aşklar yaşayıp sonunda görücü usulüyle evlenmiş tek problemi üç senedir halen bebeğinin olmayışı olan kendi dünyasında mutlu bir kadın Neslihan..


Babasını hiç tanımamış, otoriter bir anneye sahip olsa da inatçı ve aklına estiği gibi yaşamayı seven, aşklarını gönlüne göre yaşayan, yalnız kendine hesap veren, evlenmiş 1 yıl sonra olaylı şekilde boşanmış, fotomodellikle parasını kazanan diğer bir kadın Sinem..

Babasından yaptıkları ve yaşattıkları yüzünden nefret eden, iki yıl önce annesini kaybetmiş, yüksek ses ve ani hareketleri sevmeyen, biraz çocuk biraz hüzünlü, zorluklara dirençli , anı anına yaşayan aşka aşık kalbi kırık bir başka kadın Yeşim.

O gece o masada en güzel şey sohbetimiz oldu. Şen kahkahalarla çınlattık evi daha çok Sinem ve ben, ne kadar farklıydık aslında ve bir o kadar da benziyorduk, aynı şarkıyı çalan iki ayrı enstrümandık sanki. Sen yuvasız çalıkuşu ben ise kafeste kanaryaymışım bunca zaman dedim laf arasında, evet anladık sarı kanaryasın dedi, güldük.


Bazen yaşarken çok korkunç kötü olan bir olayı sonrasında anımsayıp gülerek anlatabiliyor insan, o kadar çok öyle anım vardı ki, Sinem annesiyle babasının son olayını anlatıyordu yani gecenin bir yarısı 46 kilo beyaz gecelikli bir kadının sokakta koşarak kaçması ve slipli bir adamın onun peşinde olmasını.. o an için ne kadar komik geliyordu yaşananlar, annemde aynı sikletteymiş babamın elinde de bir balta varmış kovalarken derken hala kahkahalara boğuluyorduk ne çok benzer şey yaşanmıştı, tek fark Sinem sadece anlatılanları biliyordu ben ise yirmi yıl kadar korkunun işkencenin içinde yaşamıştım.


Biliyor musun Sinem Neslihan’la zaten tanışıyorduk ama Ankara Eskişehir arası bir yolculukta attık dostluğumuzun ilk adımlarını, tıpkı seninle olduğu gibi dedim. Yumuşak değildi o anki bakışları bir perde vardı gerisinde düşünüyor gibiydi, sonrasında tebessüm ederek enteresan dedi. Bu kelimeyi çok sık kullandığını fark ettim o an, demek enteresandı, benim söylediğim şeyin üzerine enteresan yorumunu yapması da bana enteresan gelmişti. Öyle birden kaynaşan içini dışını birden ortaya döken biri değildim ama samimiyeti severdim ve samimi olacağım kişileri kısa sürede seçebilirdim. Sinemle birbirimizi hem çok sevecek hem de birden alevlenip tartışacak bir havamız vardı. O aleni dik’ti ben ise içten içe.


Neslihan’da bana verdiği güveni huzuru seviyordum, ona nazlanabilmeyi, aynı şekilde bende sineme güven vermek istiyordum yine o sahiplenme güdüm devredeydi aramızda iki yaş olmasına rağmen sanki küçük kardeşim gibi görüyordum bazen onu. Hiç olmayan küçük kardeşim. O da tek çocuktu, tek çocuklar problemli olur derler ya galiba bu doğruydu yani en azından iki net kanıtı vardı bizim gibi.


Neslihan’ın harika ev sahibesi olduğuna bir kere daha kanaat getirdim, ikramları bitmiyordu sohbetimiz devam ederken Sinemin telefonu çaldı saat onu geçiyordu.
Konuşmasından onu kızdıracak bir şeyler olduğu anlaşılıyordu canı cehenneme deyip kapattı telefonu, yaşlı cadaloz yani ev sahibim eşyalarımı kapının önüne koymuş, karşı dairemdeki kadın aradı kıyafetlerimi tıktıkları valizlerle televizyonu içeri almış diğerleri çok önemli değil ne zaman geleceksin diye sordu yarın gelirim dedim. Yarın mı dedim üzülerek, sanki hayatımız hep böyle burada beraber geçeçekti şimdi onun birden gidecek olması fikri çok üzmüştü beni.
Ne yapacaksın peki gidince nerede kalacaksın dedim, birkaç gün idare ederim arkadaşlarda sonrasını düşünürüz dedi, ben düşündüm sonrasını buraya geleceksin benim eve yüz on yediye dedim hiç düşünmeden. Neslihan dur yavaş ol der gibi kocaman kocaman açmış gözlerini bana bakıyordu.


Sinem omuz silkti ben yapamam bu şehirde bana para lazım dedi. Neyi varmış buranın dedim yine atışmaya hazır iki çocuk olmuştuk. Beni boğar buralar dön dolaş aynı yere çıkıyorsun, İstanbul gibisi var mı dedi. Peki sadece bir öneriydi sen bilirsin dedim yardım etmekti amacım, doğru sen burada yapamazsın herkes mutlu olacağı yerde yaşamalı dedim ardından küsmüş umursamıyormuş havalarında.
Gecenin devamı suskun geçerken, nasıl olduysa Sinemin babası aramış ve onu çağırmıştı o da nazlanmadan gidecekti nasıl olsa burada son gecesiydi!

Benimde Neslihan’daki son gecemdi, yarın kuru yerde yatacak dahi olsam kendi evimde uyuyacaktım. Kendimi her zamankinden daha güçlü hissettim o an. Artık yalnız olacaktım bir başıma ve bu hoşuma gitmişti.

9 yorum:

C3Moi dedi ki...

neden bu hepsinden daha uzun

'Berrin' dedi ki...

yazarken ölçüp biçmiyorum, canım ne kadar isterse o kadar uzatıyorum

papaz her zaman pilav yemez dedi ki...

istediğin uzunlukta, yada kısalıkta yaz...
her satırı keyifli..

'Berrin' dedi ki...

teşekkür ederim :)

Lacivert dedi ki...

enteresan :))

yeşimin yalnızlığı içler acısı, son satırda yalnız kalmaktan hoşlandığını söylesende sığınacak birini arıyor, hatta düzgün bir erkek çıksa karşısına çok tutkulu aşık olacak, hımmmm 117 numaranın kapısını çalmanın zamanı geldi demek :))

Aylin Zeynep dedi ki...

Ve en sonunda okudum :)

Şu ''avucuna yazdığın kolayca siliniyorken,akıla yazılanlar neden silinmiyor ki'' cümlen fena etkiledi beni,ne çok şey anlatıyor küçücük bünyesinde.

117 sayısı için ise direk bir film geldi aklıma,hani adam sürekli aynı numaraya takılmış neydi o ımmmm 23 numara :))))) gerilim kokusu alıyorum yazının ilerleyen bölümünde dırınn dırınnn :))))

Rakı-Balık sohbeti gülümsetti beni,en çok ta Neslihan'ın cevabı,ne hoş bir uyum olmuş o dialog:))))Ben balık sevmem bu arada,bilirsin (göz kırpma ikonu ile beraber şerefe ikonu) hahahha:)))

Şu Sinem'in evlilik açıklamadından,Neslihan'ın durumuna geçisin biraz kopuk olduysa da okurken benim için yine de çok beğendim bu bölümüde,özellikle tanımlamalarını...

aaaaaaaaaaa bir yandan yorumlayıp bir yandan okuduğumdaki tepkim budur kocaman bir aaaaaaaaaaaaa :))) o nasıl bir kaçışmış öyle sliple gecelikle hahahaha ilahi Berrin alemsin :)))))))))

Bence mükemmel olmuş,okumak için geç kalınmayacak kadar mükemmel !

Hacivat dedi ki...

Ne kavşakmış demeden edemeyeceğim.

bulut dedi ki...

Güzel olmuş...

Ebruli dedi ki...

Berrincim; boş bir zamanımda bu hikayeni baştan sona doğru okumayı çok isterim, hoşçakal...