önerdiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
önerdiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2012 Perşembe

Kuzey, 'kum gibi'yi söylerse...

Dizinin fanatiği değilim ara ara izliyorum..Dün geceki bölümün finali bir çok kişide sarsıntı yarattı buna eminim..hanım kızlar duyguyu veremezken kuzeyin söylediği Ahmet Kaya'nın kum gibi şarkısı muhteşemdi..
insan düşünmeden edemiyor, Allah her şeyi de mi verir bir insana, nazara gelecek diye korkuyorum :) dünya güzeli! bir sevgilisi bile var, her ne kadar ben yakıştıramasam da ikisini..
Behlül karakteri, tipi bana daha çok hitap ediyordu. çok özel bir hayranlığımda yok kendisine ama seviyorum Kıvanç Tatlıtuğ'u..Efendiliği, içindeki ve sesindeki Anadolu esintisi çok başka..



şarkı zaten mükemmel, yorum harika..dinlemeden geçmeyin..sızlatıyor :)

27 Ekim 2011 Perşembe

İşte son okuduğum kitaplar (kinyas ve kayra....)

KİNYAS ve KAYRA..
Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandist ameliyatımın izi. Ve sırtımı çok, hızlı yaşlandım! Ancak hayattayım.Kayra, bir gün bana 'Mutsutluğuna hiçbir çare aramıyorsun' demişti.

Bu acayip bir kitap..sürükleyici elinizden bırakmak istemeyeceğiniz..tek kelimeyle manyakça sanki tüm ruh hastalıklarını içinde barındıran :) Kinyas ve kayra tek bir kişi mi bir dünya insan mı ayrımını yapmak okuyana kalmış. Uçuk kaçık film vari bir kurgusu var..kinyas ve kayra imkansızı yaşarken beyin ölümlerini gerçekleştirmeyi istiyorlar..



Kürk mantolu madonna..



Sabahattin Ali'nin sanırım kırk elli sene önce yazdığı yapı kredi yayınlarının 2008 de tekrar gündeme getirdiği harika bir kitap..çok beğendim..bittiğinde üzüldüm..ince ve içli bir anlatım..



"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum 'Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum." Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.




Kayıp gül


Serdar Özkan'ın bu kitabı 44 dilde 50 yi aşkın ülkede yayımlanmış..Türklerin küçük prensi diye lanse edilmiş..martı..simyacı..küçük prensi sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap deniyor..ancak ve ancak ben bu kitapta hiç o lezzeti alamadım..bu kitabın 50 ayrı dile



çevrilmesini şaşkınlıkla karsıladıgımı söylemeliyim :) kitabın özeti her şeyin özü içinizde klasiği :) otur sıfır hahahhah




AŞKIN GÖZYAŞLARI



şems tebrizi ve hz mevlana olmak üzere iki ayrı kitaptan oluşuyor..Ramazan atmosferinde okuduğum iki kitap..şems tebriziyi anlatanı daha cok begendim..bence okunmalı..



Yalnızlık aşkın vekâletidir. Ölüm aşkın kefaretidir.
Her aşk bir baş götürür. Bu kez baş veren Şems olmuştur.




Elimde okunmamış bir sürü kitap var ama cezbedici değil..Bu okuduğum kitapları önerileriniz üzre seçmiştim..



yeni önerileri bekliyorum..



Bir Allahsız bir Kitapsız kalmayalım :)))

24 Mart 2011 Perşembe

Perdemin gerisindeki adamlar :)

Hiç bir şey göründüğü gibi olmuyor..ruhumun bir köşesinde duygu ve müzik anlamında orta kıvam arabesk bir bölüm vardır. Sessiz sedasız zararsız.
perdemin gerisinde iki tane adam var ki çok severim ikisini de :)
biri dünya ahiret kardeşim ismail yk :) diğeri de Rize'nin yakışıklı uşağu davut güloğlu..kroluksa kroluk..seviyorumm ulennn :)
Karadeniz aşkım zaten almış başını giderken Güloğlu'nun bu iki şarkısı da tuzu biberi oluyor.Biri mutlu ederken diğeri yüreğimi titretiyor.Son günlerde sıkça dinliyorum banadair arşivime eklemezsem olmaz.

davut güloğlu 2009 - bir daha

Genlerimde uzaktan yakından karadenizlilik yok ama olmasını çok isterdim. Ani parlayıp sönmem, neşem, esprili halim, deli dolu ve içi dışı bir olmam bazen jetonumun geç düşmesi tipik karadenizli özelliklerini taşıyor :) ve mutluyum bu halimle.
Dört bir yanım iç anadolu kültürüyle sarılmışken ben doğu karadenizin bir köşesine ilişmek ve orda kalmak öyle yaşamak için neler vermezdim.
Rize ayder yaylasından bahsetmiştim daha önce..mekanların şehirlerin enerjileri olduğu söyleniyor buna inanıyorum. Bazı yerlerde huzursuzken bazı yerler ise nerdeyse nirvanaya çıkartıyor insanı :)
benim için ayder öyle bir yer. Her şeyi unuttuğum huzuru içime çektiğim bir yer. Herkesin bir defa da olsa görmesini istediğim..Belki bir zaman sonra kısmet olur oralarda yaşamak.

perdelerimin gerisinden haberler şimdilik bu kadar :)

davut güloĞlu - dağların karımısın |

14 Mart 2011 Pazartesi

Eflatun'u dinlediniz mi?

Eflatun'u bugün keşfettim..sesi tavırları özellikle şarkılarının sözleri çok güzel ince ve duygulu.
nadir albüm alan biriyim ama eflatun'un kini istiyorum. Bir çok şarkısını dinledim. Hepsini beğendim. Özellikle buraya ekleyeceğim'şarap' ve 'günahlar işliyorum' şarkısını..
şarkılarda böyle kaliteli şiirsel sözlere rastlamak her zaman mümkün değil.
kendisini kutluyor, teşekkür ediyor ve sevgilerimi sunuyorum :)

iğne atsan yere düşmez tenhalardayım diyor..başka bir şarkısında ise gündüzlerinin zifiri aydınlık olduğunu..edebiyatındaki çarprazlık tam benlik benim tarzım..



hüzünlenirken ruh dinlenir mi? evet bu şarkıyla olur..

21 Ocak 2011 Cuma

Anılar 09

Hani bir koku duyarsın genelde bir parfüm kokusu olur bu, birini hatırlatır yada bir zamanı. Yada uzun zamandır görmediğin bir tişört gelir eline, bir küpe bir şapka o yaz'a o kış'a döner,unuttuğun şeyleri unutmadığını anlayıverirsin..

pc çöktü. Kaçıncı kez başarabildim bunu bilmiyorum :) mecburen epeydir elimi sürmediğim lap top'un başına geçince ne tuhaftır ki ilk aklıma gelen bu şarkı oldu. Oysa uzun süre kahrımı çekmişti bu makine hatırlatacak bir çok şeyi olmasına rağmen o ilk olarak bu şarkıyı çaktı beynime.
Pc başına geçince ilk iş bloğuma ve mailime bakmaktır hemen akabinde istem dışı Gülben ergen oguzhan koç diye arama yaparken buldum kendimi :) sanırım bu makineyi kullandığım en son günlerde deli gibi günde bilmem kaç defa arka arkaya bu şarkıyı dinlediğim için.
Buna benzer şeyleri herkes yaşıyordur muhtemelen..

Oğuzhan Koç'u zaten severdim ama bu şarkısı ve vokaliyle taht kurdu gönlümde :)
'giden günlerim oldu'

Gelecek günlere içelim!
Şimdi neskafemizi..



Ne güzell bir şarkı, kulak verin :)

23 Aralık 2010 Perşembe

Bir dilim musiki (+30:)




Bir gece, şehrin yanıp sönen ışıklarına bakarken dinlenmesi tavsiye olunur :)

o gece çok mutlu çok neşeli ve aşk sarhoşuysanız dinlemeyin :)

29 Kasım 2010 Pazartesi

İtalyanca aşk başkadır, yurt dışında Türk Olmak da hele bir de mim cevaplamak..bam başka :)

Sevgili ASTREA aşağıda yazacağım konuyla ilgili yazmamı istedi. Buna blog aleminde mim deniyor:) hani hala bilmeyenler varsa diye söylüyorum..Üç yıldır sayısız mim cevapladım ve pasladım, ben seviyorum bunu yapmayı. Hoşlanmayanlara da saygı duyuyorum..

konumuz:

Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.



Uzun süredir yüzüne bakmadığım hatta yarım bıraktığım bir kitap çıktı şansıma.

İTALYANCA AŞK BAŞKADIR..




Ankara, Dost kitabevinden alalı dört yıl kadar oldu. İlk kez okuduğumda neler düşünüyordum hatırlamıyorum ancak ben bu kitabı Helsinki'de her sabah kızımı oyun okuluna bıraktıktan sonra gittiğim bir cafede okuyordum. Sanırım oradan taşındıktan sonra da yarım bıraktım. Bugün kitabı seçip elime aldığımda arasında bir şeyler olduğunu farkettim. Bir fotoğraf, o cafeden demek ki bugünler için hatıra olsun diye aldığım bir peçete ve kızımın disney kahramanlı mektup kağıtları vardı içinde. Bir anda o günlere uzandım tuhaf hissettim ama hoş bir tuhaflıktı.

İçindeki fotoğafı ve o günü çoktan unutmuştum bu vesile ile anımsayana kadar.

Türkiye Finlandiya futbol maçı sonrasıydı..Salon futbolu turnuvasıydı. O akşama dair hatırladığım Hrant Dink suikastının olduğu akşamdı haberlerde duymuş sonrasında apar topar maça yetişmek için çıkmıştık. Ermenistan takımı tribünde hemen yanımızda maçı izliyorlardı bu da kalmış aklımda.

Koca spor salonunda en fazla otuz Türk taraftar vardı. Ve hepsi karşı tribündeydi :)

Bizim yerimiz Finlilerin arasındaydı. Yanımızdaki arkadaşlarımızın ya karıları ya kocaları finliydi, buna rağmen çocukları kırmızı beyaz giymişti, ben bile bunu düşünmemiştim giderken sadece kızımın boynuna küçük bir Türk bayrağı asmıştım.

İlk dakikalarda gol yemiştik neredeyse ağlayacaktım Yurt dışında olunca Türklük damarın fazlasıyla kabarıyor :) Sonra arka arkaya gol atmaya başladık neredeyse inip futbolcuları öpecektim :)

Bu duyguda anlatılmaz yaşanır cinsten. Uzun uzun zaman neredeyse etrafında hiç Türk hatta esmer insan göremiyorsun sarılıp öpmek bile az gelir tutup bağrına basmak istiyorsun :))

Ben orda o duygu seli içerisindeyken hemen arkamızdaki alkollü Finli sürekli bağırıp muhtemelen küfrediyordu. Bizde her gol atışımızda onun burnunun dibinde hoplayıp zıplayıp TÜRKİYE diye bağırıyorduk. Bizim tarafta sesimiz o kadar cılızdı ki :) Asıl ekip karşıdaydı..

Allahın emri maçı kazandık :))

o otuz kişilik Türk Grubu ceddin deden neslin baban diyerek salonu terk etti bizde de bir keyif sormayın. şu anda bile o anları anımsamakla kocaman gülümsüyorum.

O maç akşamı medeniyet denen şeyin nasıl bir şey olduğunu bir kez daha farkettik. Tam tersi bir şekilde olsaydı Türk taraftarın arasında beş altı Finli olsaydı ve maçı onlar kazansaydı ve hoplayıp zıplayıp bayrak sallasalardı ne olurdu? :)

Biz gayet rahat izledik maçı hiç bir sıkıntı duymadık ne kötü bakış ne taciz hiç biri olmadı.

Bulduğum bu fotoğraf işte o akşamdan kalma.

beş çocuk bir Finli bir Türk adam ve bir adet Türk kadın (o ben oluyorum)

Diğer iki adam arkadaşlarımız ve yanımızdakiler çocukları..yüzde yüz yerli tek çocuk bizimkisi :)

Aslında çok güzel bir tablo maç sonu Türk bayraklarının arkasında poz veriyoruz bir Türk arkadaşımızın Finli eşi kendi bayraklarıyla mutlu bir şekilde yanımızda çocuklarıyla yerini alıyor :)

Kitapla ilgili mim yazacaktım içinden çıkan fotoğrafa yoğunlaştım birden neyse buda öyle bir şey olsun :)
evet mim'in yerini bulması için 55. sayfadan bir paragraf yazmam gerek..
Mario da o yılları özlem, pişmanlık ve sevgiyle anıyor olmalıydı. Öyle olmasa Nora'nın verdiği anahtarla usulca kapıyı açıp yatağına gelir miydi? Karısının uyumasını bekleyip o sessiz meydanı geçer miydi?

Bu kadar yeter.. hazır yazmışken kitap hakkında yorum yapayım istiyorum ama çok bir şey kalmamış aklımda hem de yarım bırakmışım. Ama Maeve Binchy'nin kitapları genel olarak sürükleyici ve güzeldir..

İşte benim kitaplığımdaki kitaplar böyledir. İçinden ne çıkacağı belli olmaz sürprizlerle doludur. Bu hoşuma gidiyor zamansız bir zamanda eskide kalmış bir şeyleri bulmak ve o günlere dönmek :)

Bu defa bu mim'i kimseye paslamıyorum. Top bende :)

26 Kasım 2010 Cuma

En iyi Güney Kore filmleri karşınızda


Bir aydır kore filmi izleyememiştim(evet büyük kayıp, müptelası olanlar bilir bunun ne demek olduğunu:) Bugün 'a frozen flower'ı izledim. (ayazda bir çiçek) 2008 yapımı dram aksiyon türünde. Çok beğendim adeta hiç ara vermeden soluksuz izledim. Klasik kore filmi tadında değil, eski dönemde sarayda geçiyor. çok enteresan konusu var tamamen detay verip büyüsünü bozmak istemiyorum. Ha bir de filmde +18 ibaresi var izlemeden önce uyarıyorlar:) kral kraliçe ve kralın koruması arasında geçen aşk üçgeni diye çok basit özetleyebilirim. eşcinsel bir ilişki de mevcut. bence unutulmayacak filmlerden sadece kore filmi sevenlerin değil herkesin izlemesini tavsiye ediyorum..aşk adama neler yaptırıyor görün :)


gelelim en iyilere:


ilk sırayı 3 IRON (boş ev) alıyor..bu aynı zamanda ilk izlediğim güney kore filmi..diğer tüm filmlerden farklı. neredeyse hiç konuşma yok. Konuşmadan da anlaşılabileceğin ıspatı..müthiş bir film..konusuna değinmiyorum, izleyin diyorum o kadar :) işte aşk bu! dedirtiyor..


ikinci izlediğim , hemen hemen her güney kore filmi izleyicisinin bildiği yada yolunun muhakkak geçeceği :)


'a moment to remember' 2004 romantik dram..özetle aşkın fedakarlık olduğunu anımsatıyor çok dokunaklı bir film hatta sonunda baya bi gözlerim dolmuştu..
evet bu da mutlak izlenmeli..
şimdi de sıra kore filmlerinin önde gideninde.. my sassy girl (hırçın sevgilim) 2001 dram romantik komedi..




bakarsanız eğer en iyi ilk on listelerinin hep başındadır ama benim için öyle değil. tamam güzel film ama bilmiyorum..epey oldu izleyeli ama üzerimde etkisi yok :) yine de izleyin iyi bir kore filmi takipçisi olacaksanız ..izlemeyeni döverler :))
işte benim enn sevdiklerimden DAİSY (papatya) 2006 romatik dram

kore filmlerinin genel bir çizgisi vardır aşkın farklı hallerini işlerler masumdur acıklıdır ve çoğu ağlatmadan bırakmaz :)
işte bu film tam tanıma uyuyor, epey ağlamıştım sonunda :)


izlemeyen hata eder..

More then blue (hüzünden öte) 2009 yapımı dram romantik..
işte tadından yenmeyecek bir film daha :) içinize dışınıza her yerinize işliyor.
aşk bu mu sevda bu mu hayatttt bu mu diyorsunuz :)


ADSIZ KILIÇ 2010 AKSİYON DRAM
harika bir film, hem aşkın hem aksiyonun olduğu eski dönemleri yansıtan saraylı krallı kraliçeli entrikalı kılıçlı kalkanlı kanlı filmleri çok sevrim hele böyle bir filmin içinde muhteşem bir aşk da varsa..kraliçe ve ona ölümüne sadık korumasının aşkı :) bu filmde de ağlamıştım galiba..
kaçırmayın bunu..

ve yine ilk on listelerinde yer alan OLD BOY (İHTİYAR DELİKANLI) 2003 psikolojik gerilim aksiyon diyebiliriz.. ayrıca ödüllü bir film.

başta çok sıkıcı geliyor ama devamı hatta sona doğru zirve yapıyor. hayatta birinden alınabilecek en iğrenç en kötü intikam alınıyor. söyleyip filmi katletmek istemiyorum. insanın sinirlerini bozuyor tüylerini diken diken ediyor acayip bir film.


izleyin veya izlemeyin diyemiyorum. neyse izleyin :)

Bir milyonerin ilk aşkı (a millionaire's first love) 2006 dram romantik..en sevdiklerimden..
aslında tıpkı my sassy girl gibi liselilere daha uygun bir film gibi :) ama çokkk güzelll..bu da Türk filmi kıvamında. Klasik kore filmi seviyorsanız mutlaka izlenmeli..sonu çok acıklı duygu yüklü daha ne diyeyim..

Sunflower (ayçiçeği) 2005 aksiyon dram
zamanında hata yapmış ama artık normal bir yaşama geçmek isteyen geçmişi silmiş düzgünce yoluna bakmak isteyen biri ancak böyle yoldan çıkartılır ve kasıp kavurur ortalıgı :)
yürek sızlatan yapmayın bu kadar da olmaz dedirten bu filmde izlenmeli..



listemde geriye iki film kaldı ama yoruldum zaten iki filmi de izlemeseniz de olur :)
hatta izlemeyin diye yazıyorum..zaten biri blogda mevcut SAD MOVİE (ACIKLI FİLM) evet çok acıklı yerleri var ama Türk filmi ötesi bir şey..tamam canınız çok ağlamak istiyorsa izleyin ağlar ve unutursunuz hepsi bu kadar :))
diğeri tam bir zaman kaybı ..THE DAY BEFORE.. yani şu üstteki filmleri izleyip sonra bu filmi izlerseniz asla beğenmezsiniz. yer ve mekan çok güzel konu da fena değil ama bayıcı bir film..izlemeyin bunu :)
işte şimdilik hepsi bu.Benden nasıl sinema eleştirmeni olur bilmiyorum :)))
böyle arşivi de her yerde bulamazsınız. Daha önce hiç kore filmi izlememiş
olanlara da söyleleyeyim felaket bağımlılık yapıyor ona göre :)
**en iyi kore filmleri listemi yapıp google'da ilk sayfada yerimi aldım:) google'dan bularak gelenler şanslısınız..ben tüm bu filmleri bulmak için epey zaman harcadım:)
devamı gelecek..



http://www.elifnikahvebebeksekerleri.blogspot.com/

 
 
 
 
 
 

25 Kasım 2010 Perşembe

Yeşil bir zeytin tanesi..





Seviyorum seni
Ekmeği tuza banıp
Banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa
Su içer gibi
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken
Büyürken görürüm gülüm
Her sabah yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum ellerinin
Değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum
Dağları gülüm
her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz alır beni..
Sözler, Nazım Hikmet ve İlhan Berk'e ait..Müzik Onur Akın..
uzun zamandır dinlememiştim bugün Onur Akın'ı gördüm tv'de bu şakıyı söylerken.
Bu nasıl sözler ve onu bütünleyen müziktir ki..hiç eskimeyen ve eskimeyecek olarak kalabilen..
Tüm güzel duyguları içinde barındıran, her dinleyişinde pırıldayan bir etki bırakan..
en sevdiğim kısmı, yeşil bir zeytin tanesi, bir parça mavi deniz alır beni..
Tebessümle..

22 Kasım 2010 Pazartesi

New York'ta beş minare ve sinema izleyicisi üzerine..

Filmi dün izledik. Her şeyden önce benim için bir özelliği var o da çok uzun zamandır ilk defa beraber sinemaya gittik eşimle :) Gitmez olaydık diyeceğim ama bu filmi beğenmediğim için değil bilakis beğendim. O nasıl bir izleyici kitlesi! küçük bir salonun en az yarısı dolu ve bu doluluğun neredeyse üçte biri ilk okul çağındaki çocuklardı. Kızım da arkadaşları gittiği için gelmek istedi ama söz konusu bile olmadı. Film ilerledikçe ne kadar doğru karar aldığımız ortaya çıktı. Kesinlikle çocukların anlayabileceği türden değil ve fazlasıyla şiddet var.

Kendi adıma ilk on dakika neredeyse bayılacaktım, dışarı çıkıp çıkmamak arasında gelip gittim. Lafta değil cidden panik atak yaşadım, zaten kapalı alan fobim var duvarlar üstüme geliyor canım boğazıma geldi :) O nasıl yüksek ses kulaklarımı tıkadım çatışma anlarında :) diyeceksiniz ki bu bir sinema öyle olur :))
ilk defa gitmiyorum gayet iyi biliyorum ama bu öyle böyle değildi sanki yanımda oluyordu her şey :)
bir yandan yanımdakilerin mısır patlağı yerken çıkarttıkları ses önümdeki çocukların kıpırtısı arkamdakilerden gelen kötü kokular allahım tam bir felaketti. Film izlerken yiyecek içeçek yasaklanmalı bence..

Hele o çocuklarıyla gelenlere ne demeli! ha bir de hemen yakınımdaki iki kadının ani refleksleri :)) final sahnesinde filmdekilerden daha çok şok olup çığlık attılar hahhah

neyse gelelim film ile ilgili yorumuma; aksiyon sahneleri çok iyiydi, amerikanvari başlayıp Türk filmi tadında bitti biterken beni de bitirdi evet itiraf edeyim hüngür hüngür olmasa da ağlattı beni :) söz konusu ana baba ayrılık memeleket özlemi olunca dayanamıyorum.
Mustafa sandal harikaydı, polislik çok yakışmıstı kerataya :)
Diğer oyuncularda öyle hepsi seçmeceydi..Ah bir de Mahsun kendi oynamasaydı..sesi ve görüntüsüyle kirletmeseydi filmi.
New york manzarası mükemmeldi..yer yer tutarsızlık, saçmalıklar vardı elbet her Türk filminde olduğu gibi. Bir çok şey kısıtlı zamana sıkıştırılmıştı. İslam dininin hoş görü dini olduğu çok güzel işlenmiş. Mekanlar çekimler çok güzeldi.
Mahsun'u sevmem ama ön yargılı olup ıyyy asla demem. Adam yapmış bir şeyler ve Türk filmi standartlarına göre oldukça iyi bir film. Net olarak eleştireceğim şey ise amerikalıların konuşmalarına Türkçe dublaj yapılması. o kısımlar alt yazılı olmalıydı..Beklentiyi çok yüksek tutmayın ama izleyin..
izleyin , izleyin..
ben tamamdır, diyorum :))

4 Kasım 2010 Perşembe

Güne iyi başlama şarkısı 2 :)



Klipte 10 yıl sonraki halimizi görüyorum..
Minik fok büyümüş ama ben o kadar yaşlanmamış :))
ikinci bir cadı daha gelmiş..
dans konusunda eksiğimiz yok fazlamız var, neşeli çılgın bir anne olmaya devam.
sadece minik fok ve ben olsak da olur..
mutluluk bu olsa gerek.
Ruhumuz genç kalsın..bize bir şey olmazzzzzzz..

3 Kasım 2010 Çarşamba

Güne iyi başlama şarkısı

Tebessümle uyuyup tebesümle kalkmış gibi..

Nedensiz kendini iyi ve enerjik hissetme durumumun olumsuz her hangi bir şey olup kaybolmamasına dua ederek başladım güne..
Bilinç altı kumbaramı döküp saçmam gerek yere, varsa bu halimin nedenini bulmak için. Bu kumbaram çok zengindir bildiğiniz gibi değil :)

Bu şarkı da cabası..
Mermaids (deniz kızları) film müziği ayrıca. Müziği filmden daha güzel söylememe gerek yok.
Güne iyi başlamak için bir doz almanız yeterli.
Klipte minik fok ve annesini izleyeceksiniz :))






1 Kasım 2010 Pazartesi

Deniz^e çiçek at..bekliyorum.



Yeni keşfettim, bayıldım bu şarkıya. Günce Yorgancılar söylüyor, diğer şarkıları da çok güzel. Ama ben bunu seçtim ..
haydi hep beraber, nakarat!

Madem senle olamıyorum
arabayı köprüde bırakıyorum
arkamdan kimse ağlamasın
denize çiçek at bekliyorum :))





1..güzel bir hafta dilemenin kimseye faydası olur mu? :)
2..you tube açılmış haberim yok.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Çilekli Pasta /leo buscaglia

Leo buscaglia bence herkesin okuması gereken bir yazar.
yaşamak sevmek ve öğrenmek
sevgi
kişilik
birbirimizi sevebilmek
9 numaralı otobüsle cennete


Tüm bu kitaplarını lise dönemimdeyken okumuştum. Bir kaç kitabı daha var ama artık yazamayacak, malesef ölmüş. Onca yıl geçmesine rağmen hala unutmadığım şeyler var kitaplarından.

Çiğdem diye bir arkadaşım vardı onun sayesinde okumaya başlamış ve sevmiştim. Çok şey yaşamış paylaşmıştık beraber. Ani bir kopuş oldu detayları hatırlamıyorum. Yakın arkadaşlarımdan Deniz'le çıkıyorlardı o zaman. Ne oldu ne bitti unuttum, bir süre sonra evleneceğini duyduk Almanya'dan uzak bir akrabalarıyla mı ne..
Ama onunla evlendiğini sanmıyorum.
yıllar sonra bir bankada karşılaştık. Ben müşteri o banko görevlisiydi. Bir kaç satır konuşmadan sonra o işlemleri gerçekleştirdi ben işim bitince çıktım oradan. Ne kadar yabancıydı sanki hiç anı paylaşmamıştık. Küçük sırlar gözlerimizin önünden geçti gördüm. sustuk.
Neyse işte leo buscaglia'da ve Sevgi isimli kitabının içindeki 'çilekli pasta' şiirini anımsadıkça o ve lise yıllarımın bir kısmı gelir aklıma.
Bu şiir o kadar dokunaklıydı ki o zamanlar bizim için. anlatamam :)

Anımsıyor musun yeni arabanı
Ödünç alıpta çarptığım günü?
Öldüreceğini sanmıştım beni,
öldürmedin oysa.

Anımsıyor musun seni zorla sahile götürdüğüm,
Yağmur yağacağını söylediğin veYağmurun yağdığı günü?
Söylemiştim sana demeni beklemiştim, demedin oysa.
Anımsıyor musun kıskandırmak için seni

Başka oğlanlarla oynaştığım ve
Senin kıskandığın günleri
Terk edeceğini sanmıştım beni,
terk etmedin oysa.

Anımsıyor musun çilekli pasta düşürüp
Arabanın paspasını kirlettiğim günü?
Azarlayacağını sanmıştım beni, azarlamadın oysa.

Anımsıyor musun dansın resmi giysili olduğunu
Söylemeyi unuttuğum ve
Senin kot pantolonla geldiğin günü?
Bırakacağını sanmıştım beni, bırakmadın oysa.

Evet yapmadığın çok şey vardı
Ama dayandın bana, sevdin
Ve korudun beni.
Çok şey vardı
Benim de senin için yapmak istediğim,
Vietnam’dan döndüğünde
Dönmedin oysa...


yani ne anladık bu şiirden, hiç bir şeyi ertelemeyelim..özellikle de çilekli pasta yemeyi :)

Çilekli pasta istiyorumm!
söz dökmeyeceğim arabanın paspasına..


11 Ekim 2010 Pazartesi

rain rain Sweet Rain

Seri aşıklar kol(kola) gezerken geceden sabaha,
Kafanın içindeki tilkileri kovmanın en iyi yolu kocaman bir kurt sokmaktır aklına..
Belki de hiç tanımadığın birine ucu yanmış hayallerinden bahsederken her zamankinden umarsız olmak.
Deniz'e içinde not olan bir şişe fırlatmak gibi..beklentisiz..
notta ne yazdığını kimsenin bilemeyecek olması..güzel..


tüm bunları patırdatmak beyninde, kabartma tozu keki nasıl kabartıyor diye düşünmek gibi sanki.
İyiki bizim zamanımızda Emo diye bir şey yoktu, mazallah! olabilirdim.
olmadım,işte bu kızcağızı kendime benzettim, diet kola içiyorum galiba :)

ve Sweet Rain'i izlemeye hazırlanıyorum aynı modda. Kore filmi değil bu defa japon..
Takeshi Kaneshiro oynuyormuş, Takeshi'nin pek bir methini duydum :)
Ben susayım da afiş konuşsun (^_^)

şu anda film izliyorum, mesajı olan varsa bıraksın, yoksa sonsuza dek sussun!

7 Ekim 2010 Perşembe

Sad Movie;indir!meden beni dinle :)

Kapalı yağmurlu bir gün ise üstelik boğazınız ağrıyor, hiç bir şey yapmak istemiyor, dışarı adım atacak haliniz yoksa, tüm planlarınızı iptal edip evde dinlenmekse niyetiniz..yapılabilecek en güzel şeylerden biri de kore filmi izlemektir :))
ta tamm SAD MOVİE karşınızda. Acıklı film diye geçse de beklentimin çok altında kaldı. Hayır güzel filmdi ama on ikiden vuramadı. Ne var ki çocuğun annesi için ağlamasına yüreğim dayanmadı, zaten anneli çocuklu dramlar hep ağlatır beni. Ağladım mı hayır..gözlerim yaşardı sadece.
filmde dört ayrı hikaye var gibi görünse de bir birleriyle ilintili. Bir şekilde yollar kesişiyor. Aynı gök yüzünden yağan yağmur altında farklı hayatlar..aşklar..tabi ki kore filmlerinin olmazsa olmazı ölüm ayrılık vs..
Kore filmlerine düşkün azınsanmayacak bir kitle var. Çok seviyorum ve alışkanlık yaptı diyebilirim. Yakında rüyalarımı bile korece göreceğim :) hatta alt yazılı film izlemenin avantajı 3-4 kelime öğrendim bile :)

filmdeki karakterlerden biri, para kazanmak için internet üzerinden 'ayrılık ajansı' kuruyor. Eşlerinden sevgililerinden ayrılmak isteyipte yüzlerine söyleyemeyecek olanlar bu gençten faydalanıyor..genç kişilerin kapılarını çalıp ayrılık mesajlarını iletiyor..tabi dayak yediği de oldu..tutarsız ama hoş bir fikir aslında. afişte ikinci sıradaki bu çocuk..birinci sıradaki ise filmde itfaiyeci. Daisy filminde de baş roldeydi. Fun page falan açacaklarmış onun için beni de yazın dedim :)
Şimdi başlığa bakıp film için gelenlere son olarak şunu söyleyebilirim. muhteşem değildi ama iyiydi. iyinin iyisini istiyorsanız bu filmi erteleyebilirsiniz..
öncesinde hüzünden öte..bir milyonerin ilk aşkı gibi filmleri izleyin..
hatta Sad Movie'yi izlemeseniz de olur :) beni de hiç okumadınız :)))

24 Eylül 2010 Cuma

Daisy full izle full indir dağıt full ağla :)

Güney Kore filmlerinin ap ayrı bir büyüsü var. Aşkı öyle farklı tellere basarak çalıyorlar ki..
Türk filmi kıvamı gibi hissedilse de ara ara asla değil..

Daisy(papatya) harika bir filmdi. Özellikle sonuna doğru çokça ağlama hissi uyandırıyor, ister istemez kaptırıyorsunuz kendinizi ve midemin ağrıdığını hissettim bitmesine yakın.
Çok farklı yerlere götürüyor aşk böyle bir şey diye düşünüyorsun..

Bir polis(interpol) bir suikastçı ve ressam bir kız üçgeni ve her gün 4.15 te sessizce kapıya bırakılan papatyalar.. Amsterdam'ın masalsı atmosferinde etkileyici bir film.


konuşmak isteyip konuşamamak, anlatmak isteyip anlatamamanın ne kadar zor ve tüm yaşananların içinde sessizliğin nasıl bir erdem olduğunu bir kere daha hissettiriyor.
(ufak bir ip ucu; kız ses tellerini kaybediyor)
romantik dramları seviyorsanız şiddetle öneriyorum..

bir kere daha izlemek için fırsat kolluyorum.

Daisy (Türkce Altyazili) indirmeden izle full


my sassy girl
a moment to remember (hatırlanacak bir an)
bin-jip (boş ev)
more then blue (hüzünden öte)

diğer izlediğim g.kore filmleri..özellikle boş ev ve hüzünden öte muhteşem.

benden bu kadar.. g.kore filmlerine devam etmek istiyorum..öneri bekliyorum..bağımlılık yaptı! imdaat.

filmin son sahne şarkısı ve sözleri..

Hayal ettiğim aşk,
Bana o kadar yakın ki..
Ama tek yapabileceğim,
Seni kelimeler olmaksızın izlemek…
Bu yabancı şehirde,
Her gün aşkı çizerek yaşadım..
Gelmeni bekleyerek ve umarak,
Papatyaları izledim..
Sonunda senin farkına vardım,
Ama artık çok geç…
Belki de biz birbirimiz için yaratılmadık..
Bu aşkın uçup gitmesini hiç istemedim..
Ama üzgünüm..
Gitmek zorundayım,
Sen hala burada nefes alırken…

24 Ağustos 2010 Salı

Sen Eşittir Ben


Toygar Işıklı - Sen Eşittir Ben Video Klip
Yükleyen SonyMusic_TR. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Gün karanlıksa etrafın bulanıksa.
Kaderin sana düşmansa benden çok da farklı değilsin...
Yağmura saygın sonsuzsa, aşka hiç inanmıyorsan,
Zorla günleri sayıyorsan, aynı kişi bile olabiliriz...


Eminim bi gün senle buluşup bişeyler içeceğiz,
Hatta belki eskileri anacağız dertleşeceğiz.


En sevdiğin şarkı yalansa, hayatının filmi hayatsa ,
Bi de hayatın tümüyle yalansa, karşılaşmamız an meselesi
Hayatının kitabı mutluluksa sardunyaları mırıldanıyorsan
Deniz görmeden yaşayamıyorsan sen eşittir ben demektir..
Gün yol almışsa efkârın omzundaysa


Gözyaşın sana düşmansa benden çok da farklı değilsin
Yağmura aşkın sonsuzsa kalbinde saklanıyorsan
Zorla günleri sayıyorsan aynı hüznü bile duyabiliriz

Eminim bi gün senle buluşup bişeyler içeceğiz
hatta belki eskileri anacağız dertleşeceğiz

çok sevdim <3


glitter-graphics.com

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu grubu hatırlayan ?

modern talking - brother louie izlesene.com

Yaşlanıyor demektir :))

1984 87 arasında aktiflermiş, çocukluğumdan hatırlıyorum esmer olanın boynunda NORA yazan kolye vardı her daim, karısının ismiymiş, hep derim bazıları şanslı oluyor, acaba hala takıyor mu ki o kolyeyi :))

Hülya avşar geliyor gözümün önüne, şalvar kotu ve kelebek tokasıyla, ışıklı bir kürenin altında dans ederken :)

Velhasıl yaşlanıyoruz..

hey gidi eskiler demeye başlamışsak..



9 Ağustos 2010 Pazartesi

Küçük ARI & Neva

Dokuz parmaklı bir kadın, kostümünü hiç terk etmeyen bir süper kahraman, kimlik buhranında aklını yitiren bir adam ve Nijeryalı bir göçmen; Küçük Arı.

Yaşamları acımasız bir şaka gibi kesişen karakterlerin size sunduğu sadece bir gülümseyiş; ama buruk bir gülümseyiş...

Derken coşkulu bir kahkaha ve hemen ardından kalıcı bir sızı... Ve sonra daha büyük bir kahkaha.

Kitap, içinden hızla geçip gidilen bir duygu tüneli.Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...



Bu hafta içinde okuduğum ikinci kitap oldu Küçük Arı..Kitapçıya girdiğimde çok satanlar arasında ilk gözüme çarpan oldu..üzerindeki 'bir sonraki uçurtma avcısı'yazıyordu..bunu okuyunca tereddütsüz aldım. Uçurtma avcısının eline su dökemez ancak yinede etkileyici güzel bir kitaptı..hani bir çırpıda okunan ve yine hiç bitmesini istemediğiniz türden..



İlki ise Ilgın OLUT'un NEVA'sı..Bir tıp öğrencisinin gençlik yıllarını aşkı arayışını buluşunu sonrada tabiri caizse içine edişini akıcı daha çok gündelik bir dil ile anlattığı yine bir solukta okunan bir kitap..
bu kitabı almaya arka kapağındaki okuyucu yorumlarını görünce karar verdim. öylesine etkileyici ve müthiş olduğu yazıyordu ki..kimilerinin hayatlarının kitabı olmuştu :)
belki ergenlik çağındakiler için olabilir..Sanki Canan tan tarzı senaryo havasında sonu türk filmi gibi diyebiliriz..

her iki kitapta orta ölçekli uyuşturucu kıvamındaydı benim için..okurken kendimi unuttum. Beklentilerimin üstünde olmasada beğendim ve tavsiye ediyorum..