Mutsuz korku dolu kara bir tohum ekilmişse en baştan yüreğinize, kaç yaşına gelirseniz gelin o tohumun ürününü alıyorsunuz habire..üzerinize şans eseri güzel mis kokulu yağmurlar da yağsa, güneş ışığının her rengini de görseniz kara tohum kara tohum olarak kalıyor.
Mesela dün gece fark ettim, kimilerinin tatlı anısıdır, aile olduğunu hissettirir, kış akşamları hep beraber mutluluk içinde yenen meyveler, odayı kaplayan portakal ve mandalina kabuğu kokusu.Benim ise böyle bir anım yok. Yada saati şaşmaz akşam yemekleri..gibi..ne meyve zamanını nede bayramları severim. Hiç sevmedim.
Röportajda soruyorlar adamın birine, ‘mutlu bir çocuk muydunuz?’ evet diyor çok mutlu bir çocukluğum oldu..hala öyleyim mutluyum hayatımdan diyor. Düşünmek istemediğim halde düşünüyorum, yavru köpekleri severdim ben küçükken tüm o kara bulutların altında, hala da çok severim. Bu geliyor yalnızca aklıma. Daha fazla zorlamıyorum eskiyi.
Dışı ile içi paralel yaşlanmıyor insanın. Ruh çok hızlı koşuyor finale. Beden ise bugün yağmura nazlanmak istiyor pencerenin önünde.
Hayat ne garip diye başlayan cümleler beliriyor her defasında beynimde, ve o cümleleri ‘işte öyle’ diye bitiriyorum genellikle..Kısaca bugünde işte öyle..
09 Kasım 2009 Pazartesi
Ruh hali II
06 Kasım 2009 Cuma
Gitme-k..Kal-mak.
Giden olmaktan daha zor geride kalan olmak..
Kolsuz kanatsız kalmak koskoca bir boşlukta..
Anıların ağırlığı da biner omuzlarına, yalandan el sallarken..
Daha çok giden oldum, arkamı döner dönmez ağladım.
Ama geride kalan olmak, gidenin ardından öylece bakmak, unutulan bir eşyayı koklamak..koklamak.
Bu dağınık cümleler gibi..geride kaldım bugün..
Tıpkı daha öncede olduğu gibi..
Araba gözden kaybolana kadar bakmak. En son sağa dönüşünü görmek..
Bu yüzden hep gitmek gitmek istiyorum.
Kalan olmak, hele ki burada kalan olmak, tellere takılmış bir uçurtma gibi hissettiriyor kendini..
03 Kasım 2009 Salı
3 kasım 2007
iki gündür kar, fırtına, sis..ve bende tarif edemediğim bir hüzün..çok acıtmayan, inceden..öylesine..Düş sokağı sakinleri'nin 'sevdan bir ateş oldu bende' şarkısı geldi aklıma karlı dağlara yollara bakarken..daha önce karlı bir günde yazdığım bir yazının ilhamı olmuştu belki de ordan hatırlattı kendisini bana. O yazıyı aradım arşivimde, yazdığım sabahdaki duygularımı hafiften hatırlayarak..
Yazımın adı, TEK ŞEKERLİ ANLAR..tarihine baktım inanamadım..iki sene önce bugün :) görünce şaşırdım açıkçası.. İşte o yazım..
Kar yağarken, düş sokağında sakince ''sevdan bir ateş'' i dinlemek, yanında sütlü neskafe, mümkünse sabahın erken saatlerinde...
Tıpkı bugün gibi...İçime çok çok eskiden kalma karlı, çocuksu taze bir günün huzuru geldi birden.Yatıya gelmediğini biliyordum, geçerken uğrayan az sonra gidecek olan yinede yüzümde beyaz bir tebessüm bırakan tek şekerli bir duyguydu hissettiğim..
Tadını herzaman sevdiğim..
Yazımın 3 kasım 2007 yazdığım sayfamdaki orjinal hali burada..
Düş sokağı sakinleri, sevdan bir ateş dinlemek için..
30 Ekim 2009 Cuma
120
Van, 1915 Ocak. Kış. 1. Dünya Harbi’nin ilk ayları. Eli tüfek tutan herkes Ruslarla ölüm kalım harbindeyken sınır birliklerinde cephane tükenir. Vanlı çocuklar gönüllü olurlar, yaşları 12 - 17 arasında değişen 120 isimsiz kahraman çocuk. Cephaneyi sırtlanırlar, karlı dağlarda günlerce, gecelerce yürürler. İsimleri unutulmuş olsa da bu büyük yolculuğu gerçek bir kahramanlığa dönüştüren gençlerin öyküsü.
Bu gece kanal d de izledim filmi..anlatması çok güç..özellikle bir kaç sahnesinde gözyaşlarımı tutamadım. Uzanarak izliyordum yatamadım kalktım mideme ağrılar girdi.
Vatanımız için ne sevdalar ne umutlar ne geceler ne gündüzler feda edilmiş, ediliyorda..
mutlaka izleyin derim.
oyuncuları, müziği ve yaşanmışlığıyla müthiş etkileyici..üzücü, düşündürücü, onur verici aynı zamanda..
buradan izleyebilirsiniz..
27 Ekim 2009 Salı
Kedi, rende ve bir şarkı..
KENAN DOĞULU, sen en kıymetlimsin..
Bir köşe başından aniden önüne fırlayan bir kedi gibidir bazı şarkılar.. Belki kedi kadar irkiltmez ama avuç dolusu göz yaşı döktürür..
Sen adeta kendini rendelerken günden güne, zamanın süratle geçtiğini anlaman güçtür.Ve sen günden güne ufalıp küçüldüğünde, öfke duydukların, kırgın oldukların bir o kadar büyür.
Rendenin acısını bilir misiniz?
25 Ekim 2009 Pazar
Biz bunu hep yapıyoruz :)
Ve yarın annem aksilik olmazsa yanımda olacak, bunun da mutluluğunu yaşıyorum.
_ çok mutluyum..
_sakin ol yakında geçer :)
Biliyorum..sakinim sakin..
23 Ekim 2009 Cuma
Orada bir köy var, hemen yakınımda..
Yakın arkadaşım birkaç gün önce oturduğumuz yere yakın bir köy okuluna atandı. Dün hayırlı olsun demek için çiçeğimi ve çocuklara vermek üzerede çeşitli şekerler alıp düştüm yola. Okulu bulmam zor olmadı ama köy yoluna girdikten sonra tek düşündüğüm arabayı haşat etmeden ordan geri çıkmaktı :)
Okulun hemen yanındaki mezarlığın önüne park edip okula doğru yürüdüm. Ne kendine ait sınırları olan bahçesi vardı nede her hangi bir şeyi! Tek bir sınıftan ve küçücük müdüriyet odasından ibaretti. Her yer dağınık duvarlar dökülmüş, toz ve kir içindeydi. Öğle arasındaki çocuklar etrafımı sarınca ‘evettt ben yeni öğretmeninizim’ dedim :) gözleri şaşkınlıkla açılınca şakaaaa diye güldüm, pek hoşlarına gitti. İlgili ve sempatik buldular ki etrafımdan hiç ayrılmadılar. Bazılarınınsa meraklı ve ürkek bakışlarından uzun süre nasibimi aldım.
Topu topu yirmi çocuk var ve hepsi bir sınıfta eğitim alıyorlar. 1 ler 2 ler 3 ler 4 ler 5 ler diye kümeler halinde oturuyorlar. Ayakları çıplak sadece terlik giymişti çoğu, şaçlar karışık eller kirli üst baş desen allaha emanetti. Bu çocuklar bu okul beni çok sarstı. Dünden beri onları düşünüyorum. İnsanların eşit haklara sahip olmasından yanayken böyle olmadığını bilmek çok üzücü. Kendi çocuğum özel okulda, branş dersleriyle, resim sınıfı müzik sınıfı bile ayrı bir yerde eğitim alırken onların o hallerini şartlarını görmek beni çok üzdü ve utandım.
Son ders resimdi ve hepsi kurşun kalemle yaptılar resimlerini çünkü boya namına hiçbir şeyleri yok. Kızımın resim yapmaya ayrı bir ilgisi ve yeteneği olduğundan bu anlamda her imkanı fazlasıyla sunuyoruz. Hali hazırda evde kullandığı 4 suluboyası sayısız pastel boyası gazlı kalemlerinden normal çeşit çeşit kalemleri ve ihtiyacı olan her türlü sayısız gereci, kitapları var..diyorum ya çok utandım.
Arkadaşım o okulun hem müdürü hem öğretmeni hem de her şeyi olacak. Gemisinin kaptanı yani..ben sana ne gerekiyorsa yardım ederim dedim. Arabanın altını vuracağım diye bir an önce çıkmak istediğim köy yoluna şimdi tekrar ne zaman gideceğimi düşünüyorum..ve çocuklara neler neler götürsem de mutlu etsem diye :)
Çok güzel planlarım var onlar ve okulları için..
Sanıldığı gibi sadece doğuda yada güneydoğuda imkansızlıklar içinde değil çocuklar..İç Anadolu’nun göbeğinde bir köy okulu burası. Çocukların ellerinden tutmak, hiçbir şey yapamıyorsak bile güler yüzle sohbet etmemiz bile kendilerine değer verildiğini hissetmeleri bile önemli..
Artık bir ayağım orada olacak, zaman zaman pasta börek yapıp götüreceğim, zaman zaman okul ihtiyaçlarını..ve yanında bol bol sevgimi..
Yanımda fotoğraf makinemi de götürmüştüm ama hiç çekmedim. Nasıl kendi çocuğumun fotoğrafının izinsiz çekilmesini istemiyorsam bende onların kişilik haklarını düşündüm. Köy çocuğu diye fakir diye kimse istediği gibi davranmamalıydı. Okuldan ve civardan birkaç kare alacaktım ondanda vazgeçtim, çocuklar görüp heveslenir onları da çekmemi ister diye..
Ne hizmetlisi ne başka bir sınıfı ne kendine ait çevrili bir bahçesi var..sadece bir dam..ve o damın altında pırıl pırıl gözler ve afacan yüzler var..
16 Ekim 2009 Cuma
Boş salıncak..
Onlar değilmiş mutsuzluk
Olsa olsa cam kırığıymış
Yada ufak bir yanıkmış parmağında
Yokuştan inerken tökezlemekmiş
Ama
Değilmiş mutsuzluk onlar
Kara bir yelmiş
Eski bir evmiş
Paslı bir çivi yada
Acı bir ulumaymış
Ama
Mutsuzluk değilmiş onlar..
………………….
………………….
Mutsuzluk, kara bir çekmeceye dürüp sakladığım bu sonbaharmış…
Boş bir salıncak gibi..
Berrin'deniz'
08 Ekim 2009 Perşembe
Ne duyuyorsun kalbimde..
Yine göğsüme yatırdığım bir an..'ne diyor, ne duyuyorsun kalbimde' dedim.. öylesine..
Diyecek bir şey bulamadım.. Gülümserken ürperdim..
06 Ekim 2009 Salı
Gecelerden gece beğenemedim..
Yağmurun kokusu var kendisi yokken, uykunun ağırlığı var gerçekliği yokken, bir gece beğenmek istedim kendime..
‘henüz doğmamış ayın aydınlığı, gözlerindeki ışıltının anavatanı’ dediğin benimse ‘yolculuklar romantik yapıyor insanı’deyip güldüğüm bir akşamın (bu akşamın) gecesini beğenmek istedim belki de..
Masaüstüne sürpriz şekilde düşen bu şarkıyı neden her dinlediğimde gözlerim doluyor ve dahası çok çok ağlamak istiyorum..arabesk kıvamdaki stepne duygularımı körükleyip çiftlik kavşağından dönüyorum sanki, babamın arabasında..Babam deyince şimdi şu an küçük bir çam ağacının titrediğini hissediyorum yüreğim gibi..
Gecelerden geceyi, bu geceyi beğenmekti isteğim ama olmuyor..
Şarkı devam ediyor,ve biz kavşaktan bir türlü dönemiyoruz..
Hüznümün promili yükseliyor..
Dur diyemiyorum..
01 Ekim 2009 Perşembe
Arka sokaktaki yangınlar.
Ruhumdaki inatçı lekeleri çıkarmaya çalışırken bir baktım ki renk vermeyen kaliteli duygularımı da zedelemişim..
Kalbimin arka sokaklarında yangından ilk kurtarılacak anıları kurtaramayıp, küçük mutluluklar dahil hiçbir şeye sahip çıkamadığımı anladığımdaki hisler bilmediğim koca bir şehrin ortasında kaybolmakla aynıydı belki de..
Oysa bir şehrin ortasında kaybolmak, kendi arka sokaklarında kaybolmaktan daha az sancılıydı. Bu sokaklar nedense hep dar ve karanlıktır ve ihtiyacın olduğunda yardım edecek kimseyi bulamazsın..kendin dahil..el yazını tanıyamaz kokun bile yabancılaşır kendine.
Kaç yangın çıkar ve sen (ben) sadece izlersin.
Lekeler, anılar, dağların etekleri, geçmişe dair ve hatta geleceğe dair her şey uçuşur gider.
Geriye genzindeki yanık kokusu kalır.
Birde unutmak istemediğin bir tek gün..
24 Eylül 2009 Perşembe
Şimdi okullu olduk.
Minik fokum bugün 1.sınıfa başladı. Ekoseli okul eteği, kırmızı süveteri, çantası, suluğu, minicik boyu ve pırıl pırıl gözleriyle..
Yani bir anlamda hayata atıldı yuvadan kanatlarımızdan sıyrıldı.
Aceleyle çıktığımız evden okuluna gidip defalarca öpüşüp koklaşıp sınıfına bırakıp geldiğim evde yarım kalan sütlü mısır gevreğini, çıkartıp attığı pijamalarını görünce neden bu kadar duygulandım bilemiyorum.
Tertemiz bir sayfa onunki ve o yaştaki diğer tüm çocukların. Adına hayat denen bir defter veriliyor elimize inci gibi kusursuz yazılar yazmakta elimizde içine edip karalamakta.. Öyle bir kalemle yazıyoruz ki silmek mümkün değil. Sil baştan diye bir şey yok. anlatmak istediklerimi anlatamadığım kelimelerle dost olamadığım bir günümdeyim.
Olsun..
Keşke ben birinci sınıfa başlıyor olabilseydim diye düşündüm. Ve daha bir çok şey..
Canımın ta içi kızım..her şey senin için..
Mutlu, hatalarının keşkelerinin az olduğu başarılı masmavi bir hayat seninle olsun..
Bugünleri de gördüm ya..ve….
İlk günden çok özledim.
18 Eylül 2009 Cuma
Dövülmüş-tü-kelimelerim..
En çokta kolları,
Artık yüklenmiş anlamları taşıyacak kuvveti yoktu
VE sakar duygulara tercüman olmaya niyeti..
Kendi düşen ağlamaz dememiş miydik
Demiştik..
Ağlama o zaman.
Sen kelimelerini iyileştir, canları çok yanmış.
Evet kelimelerin ağlayabilir
11 Eylül 2009 Cuma
Ah Canan Tan..
Canan Tan'ın Toplam üç kitabını okudum son bir kaç ayda. İlki Piraye idi. Çevremdeki herkesten daha az etkilemişti beni. Dizi senaryosu gibi bir anlatımı vardı. YÜREĞİM SENİ ÇOK SEVDİ'yide bir umut almıştım. Okumaya başlayınca Piraye ile aynı havada olduğunu anlayıp bir kenara bıraktım. Bir süre sonra okuyacak kitabım kalmayınca tekrar okumaya başladım bir kaç günde bitirdim. Son olarak EN SON YÜREKLER ÖLÜR kitabını da tatildeyken fazla seçme şansım olmadığı için alıp okudum. Bu üç kitap konuları farklı olsada anlatım açısından aynı. Özellikle de üç kitabın da kadın baş kahramanı aynı karakterde diyebiliriz. GÜÇLÜ İDEALİST DİŞİYLE TIRNAĞIYLA BİR YERLERE GELMEYE ÇALIŞAN GURURLU KETUM AŞKA MESAFELİ DUYGULARINI BELLİ EDEMEYEN VS VS yani bana göre kitap için biraz sıkıcı tipler . Karşılarında ki erkekler ise, belli karizmaları olan, doğal, sevimli, içten, sıcak kanlı, aşka aşık ve yürekliler..Böyle bir tezat işte :)
Canan Tan'ın edebiyat çevrelerinde kabul görmediğini okumuştum gazetede. Kafanızı dağıtmak kendi yaşamınızdan uzaklaşmak isterseniz bu kitapları okuyabilirsiniz. Arada gözlerinizin dolmasına aldırmayacaksınız. Burun direklerimizi sızlatmayı iyi biliyor yazar. Bir film yada dizi gibi sürükleniyor sayfalar. Canan Tan'ın iletişim adresine atacağım e postada acilen kadın kahramanlarının karakter yapısında değişiklik yapmasını önereceğim. Hep aynı hep aynı fazlasıyla basit ve sıkıcı olmasına neden olup okur kaybedecek diye düşünüyorum. En azından ben, boş anıma gelmeden diğer kitaplarını okumam. Ayırd etmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bu kitaplar daha ziyade bayanlar için yazılmış gibi hatta yanında bir avuç çekirdekle daha iyi gidebilir :)
Didim'de kitapçıdaki adam EN SON YÜREKLER ÖLÜR'ü alan hanımın birine, 'bu kitabı al yanına bir pakette selpak al ablaaa' diye söyleniyordu :)
Sonu mutlu bitmeyen aşklarda sürüklenip yüreğinizde dokunuşlar hissetmek ve beyninizi uyutma ihtiyacındaysanız bu kitaplar bire bir.
"Biliyorum, imkânsız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime..." demişti Murat.
"Çünkü, Yüreğim Seni Çok Sevdi!.." Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.
"Yüreğim seni çok sevdi
o yürek talan
o yürek yangın yeri
o yürek seni istiyor bir tek seni...
" Aslı ile Murat’ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü. Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kadar gerçek...
Kitabın sonu şu cümlelerle bitiyor..
Bir adın kalmalı geriye, birde o kahreden gurbet. Beni affet, kaybetmek için erken sevmek için çok geç..

"Sen, gözlerinden ateşler saçarak, zehirli oklarını bana yöneltirken, ben sana âşık oldum Nehir..."
"Sen, tüm şatafatlı tanımlardan sıyrılıp en doğal halinle, yaramazlık yapan çocuklar gibi boynunu bükmüş bağışlanmayı beklerken, ben sana âşık oldum Deniz..."
Yüreklere düşen ilk kıvılcımlar...
Sonsuza dek süreceğine inanılan aşk, mutluluk... Ve o uğursuz kaza Kadının belleğinde kalan son sözcükler... "Sıkı tutun Nehir..."
08 Eylül 2009 Salı
Hayko Cepkin ve İlahi
Hayko Cepkin - Demedim Mi
Yükleyen blogcini. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Birkaç gün önce TRT de bu klibi izlediğimde hem şaşırmış hem de hoşuma gitmişti. Sonrasında Saba Tümer'in programında izledim Hayko Cepkin’i.. Hareketleri ve söylemleriyle kendine has bir insan olduğunu düşünüyorum. Söylediği bu ilahiyi daha önce Ahmet Özhan’dan duyduğumu anımsıyorum ama bu kadar etkilememişti beni belki de hiç etkilememişti. Bugün defalarca dinledim ve izledim. Daralan ruhumu rahatlattığını hissettim. Klibin her karesi Hayko Cepkin'in her duruşu, mimiği, sesi, içtenliği bam başka geldi. Şeklin değil özün önemli olduğunu bir kere daha anladım.
Saçına bir defalığına da olsa mavi renkten başka bir renk değmemiş olan ben Hayko Cepkin'de bir kere daha gördüm ki insan saçına yakışan en güzel renk mavi..
Ruhumu yatıştıran sakinleştirici bir ilaç gibi geldi bana. Günde en az on doz almaya karar verdim :)




