Yaratıcı zekam ve hayal gücümden asla ödün veremem :) Neden mi ? Bundan
20 Kasım 2009 Cuma
Banadair Twitter :)
18 Kasım 2009 Çarşamba
Domuz Gribi Aşısı Vurdurmalımı???
Sonunda bizimde elimize aşı yaptırıp yaptırmayacağımızı soran kağıt geldi okuldan. Günlerdir kafamızı meşgul eden bu konu iyice ciddiyet kazandı bu aşamada. Çevremdekilerin çoğu ne kendilerine nede çocuklarına aşı yaptırma taraftarı değil. Ben yüzde elli elli kararsızım. Hiçbir aşıda insanlardan imza alınmazken bunda alınması düşündürüyor.
Elimdeki sayın öğrenci velisi yazan kağıttan bazı şeyleri aktarmak istiyorum..
Aşının koruyuculuğu uygulanmasından iki hafta sonra başlamakta ve yüzde 90 ın üzerinde koruma sağlamaktadır.
Aşılar AVRUPA İLAÇ AJANSI , AMERİKA GIDA VE İLAÇ DAİRESİ, ve ülkemizde SAĞLIK BAKANLIĞInca ruhsatlandırılmış aşılardır. Aşıların ruhsat alması onların güvenli oldukları anlamına gelmektedir.
YAN ETKİLERİ:
Sık görünen: aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik, sertlik, morarma, ağrı, vücut kırıklığı, yorgunluk, baş ağrısı, terlemede artış, titreme, eklem ağrısı, kas ağrısı..
Yaygın olmayan yan etkileri: yaygın cilt reaksiyonu
Nadir görünen yan etkiler: tansiyonda düşme, şok, sinirlerin geçtiği yol boyunca ağrı, pıhtılaşma hücrelerinde azalma nedeniyle kanama..
Çok nadir görünen yan etkiler: damar iltihabı, sinir iltihabı, beyin dokusu iltihabı, guillan barre sendromu..
Son yazdığım yan etkiler çok nadirde görünse ihtimal dahilinde ve gerçekten ürkütücü. Bir yandan da Sağlık Bakanlıgının tüm toplumu tehlikeye atmaya cesaret edemeyeceğini düşünüyorum. Ne yapacağımızı bilmiyorum ama bir an önce karar vermemiz gerek. Hemen hemen herkes bu virüsle tanışacak..Fazla takıp pimpiriklenmiyorum ve herkes gibi kendimi değil çocuğumu düşünüyorum.
Şimdi ne yapmalı, çocuklarımıza aşı vurdurmalı mı vurdurmamalı mı?
17 Kasım 2009 Salı
Orada bir köy var, hemen yakınımda II

Kıyafetleri ihtiyaçlarına göre böldük, bazılarının botlarını elerimle giydirdim..son ders resimmiş o saattede sınıfa girip blogcu arkadaşımın gönderdiklerini teker teker verdim. Kimi usulca kimi coşkuyla kimide bakışlarıyla teşekkür etti ve çok sevindiler.
İlginç ki ben orada oturup beklerken kasketli bir adam okula doğru geldi ve sınıfın kapısını çaldı öğretmen olan arkadaşımla beraber oturduğum küçük derme çatma müdür odasına girdiler. Adam 60 yaşlarında ortama göre düzgün giyimli ve anlaşılır hitap şekli ve konuşması vardı. Milli eğitimden emekliymiş ve köye yerleşmiş, elinde siyah bir poşet içinde yok yok.Bizim henüz temin etmediğimiz makaslar, uhular , tebeşir, ataç, kalem , resim defteri vs ..Aynı gün içinde bir sürü yardım gelmiş oldu okula, hay Allah razı olsun deyip uğurladık adamı.

Okulun hala kömürü yok. Kömür ihalesi gerçekleşmemiş hala, kış geldi hatta zaman zaman karla bastırırken çocuklar odunla ısınmaya çalışıyorlar ayaklar terlikli..
Bir ara çocuklar dersteyken arabanın yanına gitmem gerekti bir sürü köpeğin havlamasını duyuyordum..Alacağımı alıp dönerken mezarlığın içinde havlayarak karşıladı köpekçikler beni :)köpekler karşılarındakinin korktuğunu hissederler bir salgı yayarmış vücut bunu getirdim aklıma. Ve yürüdüm doğruca. Allahtan köpekten korkmam ve çok severim. Ama bir yandan içimden köy köpeğine güven olmaz diyorum yabancıladılar beni tamda mezarlıktayken bitirecekler işimi diye düşünüyorum :) Neyse ki gülümseyerek normalce dişlerimin arasından sizi gidiler sizii diyerek :) yürüdüm, bir kısmı yaklaşmadı bir tanesi kulaklarını düşürüp kuyruk sallamaya başlayınca anladım zarar gelmeyecek..ardımdan tin tin tin takip etti okula kadar..
Derme çatma evlerle imkansızlıklarla yaşamak ne kadar zor diye düşündüm. Köyde doğup orada yaşamak zorunda kalmadığım için binlerce kez şükrettim. Zaten ben kaçardım diye düşünüyorum :)) O kadar yani..köy yaşantısını sevmiyorum.
Uzun uzun lafın kısası, sevgili blogcu arkadaşımın ve diğer arkadaşlarımın da desteğiyle kendimizce bir şeyler yaptık. Mutlu ve huzurluyuz. Bakalım, sırayı belki başka köy okulları da alacak. Bu arada koliyi gönderen arkadaşımada kırtasiyeci olsun kargocu olsun yardım kutusu olduğunu söyleyince ufak tefek indirimler yapmışlar. Tanımadığım birkaç insanında hayrı oldu. Emeği geçen yüreğini ortaya koyan herkese teşekkürler.. Ve diyorum ki hayır insanlık hala ölmedi.
13 Kasım 2009 Cuma
Kokular..
Bir masal anlatsam sevdiğim ve sevmediğim kokularla ilgili mimlemiş beni..fazla düşünmeden aklıma gelenleri yazıyorum bir çırpıda..
Yağmur, kahve, hanımeli ve sümbül, Hacı Şakir beyaz banyo sabunu ve domestos kokusu ilk aklıma gelenler..ve çoban salata :)
Etli biber dolmasının pişerken eve yayılan kokusu ise mutlu eder beni..anne kokusu gibi..
Anne deyince , annemin evindeki nevresimlerin kokusu hep huzur verir bana.
Kokular bir an’a bir kişiye taşıyabilir ansızın bizi. İsimler, yüzler kalamaz da hafızamız da kokular kalır beynimizin en ücra kıvrımlarında..
Kızımın kokusu var sonra, tanımlamam zor ama ‘hayat’ diyebilirim kısaca..
Kışında bir kokusu vardır, genizlerle birlikte yüreğini de yakan.
Koku deyince parfümler gelir ya hemen akla, ben fazla haz etmem parfüm kokusundan. Sabit bir parfümüm olmadı hiç aradığımı bulamadım, işte bu diyemediğimden..ancak son bir buçuk senedir aradığımı bulduğumu sanıyorum..lacoste’un klasiği..Birde puma’nın flowing’i var aklımı çelen. Bu ikisini kullanıyorum. Sanırım böyle devam edecek :)
Taze çilek , bitter çikolata ve tarçın kokusunu da es geçemem asla..
Sevmediğim kokulara gelince kimsenin hoşlanmadığı malum kokular dışında, çürümüş patates kokusundan nefret ederim ve çoğunlukla dinlenme tesislerinde aldığımız acı ve keskin mide bulandırıcı mazot kokusundan.Ha birde hastane, diş kliniği vs..yerlerin kokusu, hacı yağı ve tütün kolonyası kokusundan hoşlanmam..son olarak rakı kokusunu da ekleyip bitireyim..
Bende bu konuyu keyif alarak yazacağını düşündüğüm Aylin'e ve aylardır bloğunu güncellemeyen :) Funda'ya paslıyorum..
09 Kasım 2009 Pazartesi
Ruh hali II
Mutsuz korku dolu kara bir tohum ekilmişse en baştan yüreğinize, kaç yaşına gelirseniz gelin o tohumun ürününü alıyorsunuz habire..üzerinize şans eseri güzel mis kokulu yağmurlar da yağsa, güneş ışığının her rengini de görseniz kara tohum kara tohum olarak kalıyor.
Mesela dün gece fark ettim, kimilerinin tatlı anısıdır, aile olduğunu hissettirir, kış akşamları hep beraber mutluluk içinde yenen meyveler, odayı kaplayan portakal ve mandalina kabuğu kokusu.Benim ise böyle bir anım yok. Yada saati şaşmaz akşam yemekleri..gibi..ne meyve zamanını nede bayramları severim. Hiç sevmedim.
Röportajda soruyorlar adamın birine, ‘mutlu bir çocuk muydunuz?’ evet diyor çok mutlu bir çocukluğum oldu..hala öyleyim mutluyum hayatımdan diyor. Düşünmek istemediğim halde düşünüyorum, yavru köpekleri severdim ben küçükken tüm o kara bulutların altında, hala da çok severim. Bu geliyor yalnızca aklıma. Daha fazla zorlamıyorum eskiyi.
Dışı ile içi paralel yaşlanmıyor insanın. Ruh çok hızlı koşuyor finale. Beden ise bugün yağmura nazlanmak istiyor pencerenin önünde.
Hayat ne garip diye başlayan cümleler beliriyor her defasında beynimde, ve o cümleleri ‘işte öyle’ diye bitiriyorum genellikle..Kısaca bugünde işte öyle..
06 Kasım 2009 Cuma
Gitme-k..Kal-mak.
Giden olmaktan daha zor geride kalan olmak..
Kolsuz kanatsız kalmak koskoca bir boşlukta..
Anıların ağırlığı da biner omuzlarına, yalandan el sallarken..
Daha çok giden oldum, arkamı döner dönmez ağladım.
Ama geride kalan olmak, gidenin ardından öylece bakmak, unutulan bir eşyayı koklamak..koklamak.
Bu dağınık cümleler gibi..geride kaldım bugün..
Tıpkı daha öncede olduğu gibi..
Araba gözden kaybolana kadar bakmak. En son sağa dönüşünü görmek..
Bu yüzden hep gitmek gitmek istiyorum.
Kalan olmak, hele ki burada kalan olmak, tellere takılmış bir uçurtma gibi hissettiriyor kendini..
03 Kasım 2009 Salı
3 kasım 2007
iki gündür kar, fırtına, sis..ve bende tarif edemediğim bir hüzün..çok acıtmayan, inceden..öylesine..Düş sokağı sakinleri'nin 'sevdan bir ateş oldu bende' şarkısı geldi aklıma karlı dağlara yollara bakarken..daha önce karlı bir günde yazdığım bir yazının ilhamı olmuştu belki de ordan hatırlattı kendisini bana. O yazıyı aradım arşivimde, yazdığım sabahdaki duygularımı hafiften hatırlayarak..
Yazımın adı, TEK ŞEKERLİ ANLAR..tarihine baktım inanamadım..iki sene önce bugün :) görünce şaşırdım açıkçası.. İşte o yazım..
Kar yağarken, düş sokağında sakince ''sevdan bir ateş'' i dinlemek, yanında sütlü neskafe, mümkünse sabahın erken saatlerinde...
Tıpkı bugün gibi...İçime çok çok eskiden kalma karlı, çocuksu taze bir günün huzuru geldi birden.Yatıya gelmediğini biliyordum, geçerken uğrayan az sonra gidecek olan yinede yüzümde beyaz bir tebessüm bırakan tek şekerli bir duyguydu hissettiğim..
Tadını herzaman sevdiğim..
Yazımın 3 kasım 2007 yazdığım sayfamdaki orjinal hali burada..
Düş sokağı sakinleri, sevdan bir ateş dinlemek için..
30 Ekim 2009 Cuma
120
Van, 1915 Ocak. Kış. 1. Dünya Harbi’nin ilk ayları. Eli tüfek tutan herkes Ruslarla ölüm kalım harbindeyken sınır birliklerinde cephane tükenir. Vanlı çocuklar gönüllü olurlar, yaşları 12 - 17 arasında değişen 120 isimsiz kahraman çocuk. Cephaneyi sırtlanırlar, karlı dağlarda günlerce, gecelerce yürürler. İsimleri unutulmuş olsa da bu büyük yolculuğu gerçek bir kahramanlığa dönüştüren gençlerin öyküsü.
Bu gece kanal d de izledim filmi..anlatması çok güç..özellikle bir kaç sahnesinde gözyaşlarımı tutamadım. Uzanarak izliyordum yatamadım kalktım mideme ağrılar girdi.
Vatanımız için ne sevdalar ne umutlar ne geceler ne gündüzler feda edilmiş, ediliyorda..
mutlaka izleyin derim.
oyuncuları, müziği ve yaşanmışlığıyla müthiş etkileyici..üzücü, düşündürücü, onur verici aynı zamanda..
buradan izleyebilirsiniz..
27 Ekim 2009 Salı
Kedi, rende ve bir şarkı..
KENAN DOĞULU, sen en kıymetlimsin..
Bir köşe başından aniden önüne fırlayan bir kedi gibidir bazı şarkılar.. Belki kedi kadar irkiltmez ama avuç dolusu göz yaşı döktürür..
Sen adeta kendini rendelerken günden güne, zamanın süratle geçtiğini anlaman güçtür.Ve sen günden güne ufalıp küçüldüğünde, öfke duydukların, kırgın oldukların bir o kadar büyür.
Rendenin acısını bilir misiniz?
25 Ekim 2009 Pazar
Biz bunu hep yapıyoruz :)
Ve yarın annem aksilik olmazsa yanımda olacak, bunun da mutluluğunu yaşıyorum.
_ çok mutluyum..
_sakin ol yakında geçer :)
Biliyorum..sakinim sakin..
23 Ekim 2009 Cuma
Orada bir köy var, hemen yakınımda..
Yakın arkadaşım birkaç gün önce oturduğumuz yere yakın bir köy okuluna atandı. Dün hayırlı olsun demek için çiçeğimi ve çocuklara vermek üzerede çeşitli şekerler alıp düştüm yola. Okulu bulmam zor olmadı ama köy yoluna girdikten sonra tek düşündüğüm arabayı haşat etmeden ordan geri çıkmaktı :)
Okulun hemen yanındaki mezarlığın önüne park edip okula doğru yürüdüm. Ne kendine ait sınırları olan bahçesi vardı nede her hangi bir şeyi! Tek bir sınıftan ve küçücük müdüriyet odasından ibaretti. Her yer dağınık duvarlar dökülmüş, toz ve kir içindeydi. Öğle arasındaki çocuklar etrafımı sarınca ‘evettt ben yeni öğretmeninizim’ dedim :) gözleri şaşkınlıkla açılınca şakaaaa diye güldüm, pek hoşlarına gitti. İlgili ve sempatik buldular ki etrafımdan hiç ayrılmadılar. Bazılarınınsa meraklı ve ürkek bakışlarından uzun süre nasibimi aldım.
Topu topu yirmi çocuk var ve hepsi bir sınıfta eğitim alıyorlar. 1 ler 2 ler 3 ler 4 ler 5 ler diye kümeler halinde oturuyorlar. Ayakları çıplak sadece terlik giymişti çoğu, şaçlar karışık eller kirli üst baş desen allaha emanetti. Bu çocuklar bu okul beni çok sarstı. Dünden beri onları düşünüyorum. İnsanların eşit haklara sahip olmasından yanayken böyle olmadığını bilmek çok üzücü. Kendi çocuğum özel okulda, branş dersleriyle, resim sınıfı müzik sınıfı bile ayrı bir yerde eğitim alırken onların o hallerini şartlarını görmek beni çok üzdü ve utandım.
Son ders resimdi ve hepsi kurşun kalemle yaptılar resimlerini çünkü boya namına hiçbir şeyleri yok. Kızımın resim yapmaya ayrı bir ilgisi ve yeteneği olduğundan bu anlamda her imkanı fazlasıyla sunuyoruz. Hali hazırda evde kullandığı 4 suluboyası sayısız pastel boyası gazlı kalemlerinden normal çeşit çeşit kalemleri ve ihtiyacı olan her türlü sayısız gereci, kitapları var..diyorum ya çok utandım.
Arkadaşım o okulun hem müdürü hem öğretmeni hem de her şeyi olacak. Gemisinin kaptanı yani..ben sana ne gerekiyorsa yardım ederim dedim. Arabanın altını vuracağım diye bir an önce çıkmak istediğim köy yoluna şimdi tekrar ne zaman gideceğimi düşünüyorum..ve çocuklara neler neler götürsem de mutlu etsem diye :)
Çok güzel planlarım var onlar ve okulları için..
Sanıldığı gibi sadece doğuda yada güneydoğuda imkansızlıklar içinde değil çocuklar..İç Anadolu’nun göbeğinde bir köy okulu burası. Çocukların ellerinden tutmak, hiçbir şey yapamıyorsak bile güler yüzle sohbet etmemiz bile kendilerine değer verildiğini hissetmeleri bile önemli..
Artık bir ayağım orada olacak, zaman zaman pasta börek yapıp götüreceğim, zaman zaman okul ihtiyaçlarını..ve yanında bol bol sevgimi..
Yanımda fotoğraf makinemi de götürmüştüm ama hiç çekmedim. Nasıl kendi çocuğumun fotoğrafının izinsiz çekilmesini istemiyorsam bende onların kişilik haklarını düşündüm. Köy çocuğu diye fakir diye kimse istediği gibi davranmamalıydı. Okuldan ve civardan birkaç kare alacaktım ondanda vazgeçtim, çocuklar görüp heveslenir onları da çekmemi ister diye..
Ne hizmetlisi ne başka bir sınıfı ne kendine ait çevrili bir bahçesi var..sadece bir dam..ve o damın altında pırıl pırıl gözler ve afacan yüzler var..
16 Ekim 2009 Cuma
Boş salıncak..
Onlar değilmiş mutsuzluk
Olsa olsa cam kırığıymış
Yada ufak bir yanıkmış parmağında
Yokuştan inerken tökezlemekmiş
Ama
Değilmiş mutsuzluk onlar
Kara bir yelmiş
Eski bir evmiş
Paslı bir çivi yada
Acı bir ulumaymış
Ama
Mutsuzluk değilmiş onlar..
………………….
………………….
Mutsuzluk, kara bir çekmeceye dürüp sakladığım bu sonbaharmış…
Boş bir salıncak gibi..
Berrin'deniz'
08 Ekim 2009 Perşembe
Ne duyuyorsun kalbimde..
Yine göğsüme yatırdığım bir an..'ne diyor, ne duyuyorsun kalbimde' dedim.. öylesine..
Diyecek bir şey bulamadım.. Gülümserken ürperdim..
06 Ekim 2009 Salı
Gecelerden gece beğenemedim..
Yağmurun kokusu var kendisi yokken, uykunun ağırlığı var gerçekliği yokken, bir gece beğenmek istedim kendime..
‘henüz doğmamış ayın aydınlığı, gözlerindeki ışıltının anavatanı’ dediğin benimse ‘yolculuklar romantik yapıyor insanı’deyip güldüğüm bir akşamın (bu akşamın) gecesini beğenmek istedim belki de..
Masaüstüne sürpriz şekilde düşen bu şarkıyı neden her dinlediğimde gözlerim doluyor ve dahası çok çok ağlamak istiyorum..arabesk kıvamdaki stepne duygularımı körükleyip çiftlik kavşağından dönüyorum sanki, babamın arabasında..Babam deyince şimdi şu an küçük bir çam ağacının titrediğini hissediyorum yüreğim gibi..
Gecelerden geceyi, bu geceyi beğenmekti isteğim ama olmuyor..
Şarkı devam ediyor,ve biz kavşaktan bir türlü dönemiyoruz..
Hüznümün promili yükseliyor..
Dur diyemiyorum..
01 Ekim 2009 Perşembe
Arka sokaktaki yangınlar.
Ruhumdaki inatçı lekeleri çıkarmaya çalışırken bir baktım ki renk vermeyen kaliteli duygularımı da zedelemişim..
Kalbimin arka sokaklarında yangından ilk kurtarılacak anıları kurtaramayıp, küçük mutluluklar dahil hiçbir şeye sahip çıkamadığımı anladığımdaki hisler bilmediğim koca bir şehrin ortasında kaybolmakla aynıydı belki de..
Oysa bir şehrin ortasında kaybolmak, kendi arka sokaklarında kaybolmaktan daha az sancılıydı. Bu sokaklar nedense hep dar ve karanlıktır ve ihtiyacın olduğunda yardım edecek kimseyi bulamazsın..kendin dahil..el yazını tanıyamaz kokun bile yabancılaşır kendine.
Kaç yangın çıkar ve sen (ben) sadece izlersin.
Lekeler, anılar, dağların etekleri, geçmişe dair ve hatta geleceğe dair her şey uçuşur gider.
Geriye genzindeki yanık kokusu kalır.
Birde unutmak istemediğin bir tek gün..



