18 Mayıs 2008 Pazar

bir şehre aşık olmak

Eski bir şehre aşıktım bir zamanlar. Aşk o zaman, sonuna kadar içilmeden atılan kısa camel sigarası, evin önünde park, parkta bir bank, bankta bir çift kovboy çizmesiydi. Köprübaşındaki kahvecinin çıngırak sesi, kara köy poğaçalarının kokusunun sabahın erken saatlerinde yayılmasıydı etrafa Petek Pastanesinden.Sekiz numaralı otobüstü tozlu yollardan geçerek beni okuluma götüren..
Ondan ayrılması, içinde yaşamasından daha sancılı olmuştu. Sınırlarından çıktığım an bir sızı kaplardı içimi, doğup büyüdüğüm şehre bin kat yabancı olur, yabancı kollarda yatarken eski bir şehri düşünür..özler..özlerdim..

Bir şehre aşık olmak zordur, beklide tüm aşklardan daha zor. Ve fırsatçı ve düzenbaz yapar insanı, her yolu ona çıkarmaya çalıştıkça..Bırakıp gittiğinde arkandan üzülmez,üzülse de belli etmez, yalnızlık hiç çekmez, beklemez, gel demez, yinede seversin, bilirsin ki bıraktığın kilometrededir. Yüzü değişse de havası hep aynıdır.

İnsan bir kere aşık olmaz ya..Mavi, yeşil, beyaz bir şehir şimdi ki aşkım. Alabildiğine sessiz, alabildiğine özgür, alabildiğine yalnız, alabildiğine güçlü olduğum şehir.
İlk görüşte değil, yavaş yavaş beni üzdükçe, uzaklara daha uzaklara attıkça, denizinin dalgaları ayaklarıma vurdukça, bir dost bulamadıkça, sesimi unuttukça, yağmurlarında ağladıkca, parmaklarım buz tuttukça, doğasının doğallığına hayran oldukça, gemiler kalktıkça, serseri martılar çığlık attıkça,ışıksız kaldıkça yada güneş hiç batmadığında ve korkularımı unuttukça aşık olduğum..
Sevsen de bırakmak zorunda kalmak, istemesen de ayrılmak, onu satırlarına gönlünce taşıyamamak, anlatmak istesen de anlatamamak, bir şehre aşık olmak, içindeyken özlemeye başlamak, kıyılarındaki bir teknede sallanmak, sallanıp uyumak, uyuyup büyümek kollarında. Büyüyüp beklemek yollarında..
Bir şehre aşık olmak..
Olup da gitmek..
Gidememek..
Gitmek..
Aşk..Şehir..
Ben..
Deniz..
Berrin..

16 Mayıs 2008 Cuma

sinyal sesinden sonra..


Ev, ülke, alışkanlık, düzen, çevre değiştirmeme son iki hafta kala ne yazabiliyorum, ne okuyabiliyorum, ne yiyebiliyor nede uyuyabiliyorum. Üstüne üstlük dün akşam spor yaparken zaten rahatsız olan boynumda ciddi kas spazmı oluştu, ağrım sızım ilaçlarım ve sıcak su torbamlayım :)

Genel olarak hislerimi yaşadıklarımı yazılara şiirlere döküp paylaşıyorken, bugünlerde tek bir cümle dahi kuramıyorum. Yalın olarak halim budur :)

Yalın deyince, 'kelime oyunu' grubuma 'yalın' ve bu haftanın konusu 'masal' ile ilgili yazılarımı yazamayışımın mazeretini de sunmuş olayım..

Yeni hayatıma atılmamın eşiğinde, üzgün, buruk, heyecanlı, düşünceli, zaman zaman da panik atak halindeyim :)

Şimdilik durumum budur, mesajınız varsa sinyal sesinden sonra bırakabilirsiniz :)

08 Mayıs 2008 Perşembe

günleri sayarken

İmitasyon yanılgılardı yaşadığım
Hayatı locadan izliyorken..
İtiraz edemedim, kendi etrafında likit dönüşüne dünyanın
Mide bulantısı ve güçsüzlük yapışmış elime,
Sus! Diye kapatırken ağzımı
Artık gidelim nereye gidilecekse diye bakıyorum,
Daha önce, hiç bakmadığım bir yere..
Berrin 'deniz'
08.05.08

06 Mayıs 2008 Salı

kelime oyunları / umut

'UMUT', pet şişede nokta kadar bir balıktı..

Yıllar önce akvaryum için alınan bitkilerin arasına gizlenmiş, lavabonun deliğinden gitmek üzereyken son anda kurtarmıştım. Minicik bir yavruydu.
Kesik bir pet şişenin içine koydum onu ve adına 'umut' dedim..
Günden güne büyümüş, iyiden iyiye gözle seçilmeye başlamıştı, hatta bir lepistes olduğunu anlamıştım. Düzenli olarak suyunu değiştirip yemini veriyordum. O pet şişede bense sarı renkli odamda yaşıyordum. Pek farkımız yoktu 'umut'la. Benimde düzenli olarak odamın havası değiştiriliyor, yemeğim veriliyordu..

Belirsiz, her zaman ki gibi, öylesine, bilindik, 'Beyaz Zenciler'i, 'Eroin'i ve 'Bozkır Kurdu'nu okuduğum günlerdi..
Yalnızca dört günlüğüne kuzenlerimi görmeye gitmiştim, 3.5 saatlik mesafedeki başka bir şehire..
'Umut' emanet edilir mi? Ben ettim..

Döndüğümde, benim adıma bana sorulmadan alınan bir çift karar ve Umut'un bakımsız haliyle karşılaştım. Sanki biraz daha büyümüştü, direnmişti ve beni beklemişti..

'Umut, umudum sende olmasan' Sarılıp öpemediklerini daha bir içten, coşkuyla, daha bir başka seviyor insan..

Odama girer girmez ilk baktığım o oldu. İnce plastik akvaryum hortumuyla hava vermekti amacım. Bir kaç defa üfledim..fokur fokur hava kabarcıkları..anlayamadım..umut çıldırmış gibi bir sağa bir sola süratle hareket edip çarpıyordu. Sonra aniden ters döndü. Tüm bunlar bir kaç saniye içinde oldu. ''Umut' ölmüştü.. Gelir gelmez onu öldürmüştüm. Oysa günlerdir suyu değişmediği için nefes almasına yardımcı olmak istemiştim. Ne yaptım ben? Ne yaptım ? Neden böyle olduğunu anlayamamış, şok olmuştum..
O kadar severken, yaşamasını isterken, ellerimle büyütmüşken onu öldürmüştüm..

Ağladım..ağladım..ağladım..
Minik bir can, kocaman bir umuda ağladım..Çok sevdiğim için ağladım, çok sevmeseydim, önemsemeseydim ölümüne neden olmayacaktım..Niye sevdim diye ağladım..

Benim için 'UMUT'u yitirmek bu denli acıydı işte..
Sonra minik lepistesim gibi kaç umut öldü elimde saymadım..


'Umut pet şişede nokta kadar bir balıktı' ölmeden önce..

05 Mayıs 2008 Pazartesi

yaşlandığımda ben / mim

Aylin ‘yaşlanınca nasıl olurdun?’ diye sorarak sobelemiş yada mimlemiş diyelim :)

Kendimi fazlasıyla yaşlanmış tonton bir nine olarak hiç düşünmedim, düşünemiyorum..
Kaç yaşıma gelirsem geleyim çocuklar ve torunlarım dışında da bir hayatım olmalı, iç içe ve en yakınlarım dahi olsalar onlara bağımlı bir yaşantım olsun istemem.
Öte yandan esprili eğlenceli, anlayışlı, küçükle küçük, büyükle büyük olmayı becerebilen yapım sayesinde sevilen bir anneanne /babaanne/ komşu teyze / olabilirim.
Arkadaşlarım, eşim dostum, kitaplarım, yazılarım, çizimlerim belki köpeğim, ve umutlarım, hayallerim olacaktır, temenni ediyorum..


Şimdi olduğum gibi sade ve spor bir tarzım olur sanıyorum, yakın arkadaşlarım Aylin, Eda, Handan ve ablam gibi kokoş olmazdım :)) hele bir ablam var ki Aysel Gürel'in tahtını sallayacaktır fırsat bulabilirse :) bu tak takıştır sürüştür grubuyla yaşlanırsam altın kızlar gibi olmamız muhtemel, bu arada kocalar nerede olur onu bilemiyorum işte :)

Süslü olmasam da kafamın içine ve dışına bir şeyler takmayı çok severim, muhtemelen o zamanda çeşitli bere ve şapkaları hala seviyor olacağım, bana da yakışıyor hani ;) zaten yaşımın da en az 10 yaş altını göstereceğimden eminim, genetik faktörleri de göz önüne alarak yazıyorum bunu :) Ve her renkte giyinmeye devam edeceğim, yaşlandım diye siyahlara kahverengilere bürünmeye niyetim yok, gelsin pembeler, turuncular ;)

Şimdi üst kat komşum geldi aklıma, kadın en az 70 yaşında ama o kadar dinç ki, her daim yüzünde gülümsemesi düzgün saçları, hafif ruju ve yaşam enerjisiyle tam bir ders oluyor bana. Bisiklete biner, kayak yapar, sabahları erkenden arabasına atlar gider gelir müthiş bir insan, onun gösterdiği performansı kendimde bulamadığım zamanlar oluyor ve utanıyorum o zaman..
Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşlılığın yaşam kalitesinden geçtiğini düşünüyorum. Malesef ülkemizde altmış yaşını geçen kadınların çoğu yaşlı kadın moduna girip neredeyse ellerini ayaklarını çekecekler hayattan, bahsettiğim yaşam kalitesiyle doğru orantılı olarak Avrupalı yada refah düzeyi yüksek olan ülkelerde ki kadınların çoğu neredeyse parande atacak kadar sağlıklı ve hayat dolular..


Bu bağlamda ileride tüm istediklerimizi yapmak için öncelikle sağlıklı olmamız gerekiyor, bunun içinde şimdiden kendimize sağlığımıza dikkat etmeliyiz..

Hiç yaşlanmayacakmışız gibi gelse de yıllar çokçabuk geçiyor, hissettiğimiz yaşı istediğimiz gibi yaşamamızı diliyorum..

Yeri gelmişken yazayım, 17 _18 yaşlarımda ablamın aldığı, kolunda göğsünde ve sırtında papatya bulunan kot montumu çok severim yaşayacağım her yere götürüyorum. Senede en az birkaç kere giyerim, bu sabah o günlerden biriydi, çocuksu, deli dolu ve her şeyin başında olduğum o zamanlarda hissettiriyor kendimi. Hoş hala öyleyim ya :) Yaşlansam da vazgeçemeyeceklerimden biride bu mont, tıpkı yaşama sevincim ve kendim gibi olmaktan geçemeyeceğim gibi..


Bende, Koza ve fz'yi sobeliyorum..

04 Mayıs 2008 Pazar

3 kadın / mim

Goddes artemis , bendeniz , çınar ve mutlu kumtaneleri' 'yakınlarımız dışında bizi etkileyen, sevdiğimiz, idol olarak gördüğümüz üç kadın hakkında yazmam için mimlemişler...
idol olarak gördüğüm kimse olmamasına karşın, BUKET UZUNER en sevdiğim yazarlar arasında..neredeyse tüm kitaplarını okudum. ( Benim adım mayıs, Ayın en çıplak günü, Bir siyah saçlı kadının gezi notları, İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri , Kumral ada_ Mavi tuna, Selin ve Cem ile yolculuklar )

İkinci olarak, daha çok Zehirli Sarmaşık filminden hatırladığım ve nispeten güzellik anlayışımı yansıttığı için Drew Barrymore ' u yazmak istiyorum.

Ve son olarak herkesin çok sevdiği saydığı içimize mutluluk, neşe, huzur veren çocukluğumuza döndüren büyük oyuncu ADİLE NAŞİT 'i yazacağım..

Aynı konuyu Aylin'e ve Ebruli'ye paslıyorum..

not: bu mim aceleye geldiği için ilk aklıma gelen 3 kadını yazdım diğer sevdiklerim alınmasın :))

01 Mayıs 2008 Perşembe

1 mayıs bahar bayramı

1 Mayıs Bahar Bayramı Helsinki'de olması gerektiği gibi neşe, coşku ve eğlenceyle tam bir bayram havasında kutlandı. Hemen hemen herkeste denizci şapkalarına benzer beyaz mezuniyet şapkaları vardı. Bu güne özel olarak genç yaşlı herkeste vardı diyebilirim.


Çoğunluğunun gençlerin oluşturduğu bu binlerce kişiden alkol almayan herhalde yoktu. Buna rağmen ne bir taşkınlık, ne kavga, ne taciz hiç bir şey gözüme çarpmadı. Belki ufak tefek şeyler olmuştur ki o da çok normal ancak topluluğu rahatsız edici eğlenceyi baltalayacak gerecek hiç bir şey yoktu. Polis arabaları bile tek tüktü.
Düşündümde bugün bu kutlama bu tarzda ülkemizde olsaydı..Bir kere sayısız ekip arabası, yan baktın, düz baktın, niye benim kıza baktın kavgaları hatta cinayetleri, alttaki resimdeki gibi kendi başlarına gezen kızların arkasında bir ordu delikanlı! olur kızları canlarından bezdirirlerdi.
Dikkatimi çekip hoşuma giden şeylerden biride bu resimlerde görülen otomobil yarışmalarında giyilenlere benzeyen tulumlardı..Bende isterim bende isterim diye tutturmuşken bunların okullara ait olduğunu öğrendim, her okulun kendine göre rengi varmış, üzerlerinde çeşitli yazılar amblemler vardı sanırım mezuniyete yakın giyiliyormuş bu tulumlar. Ne kadar sevimliler :)


Durmadan içiliyor ve tuvalet ihtiyacı ileri derecede, fazla sayıda seyyar tuvaletler kurulmuş ama çok sıra var ( alttaki resim)
Sıra beklememek ve bundan ziyade rahatlıktan olsa gerek aşağıdaki manzarayla karşılaşmak mümkündü hemen her yerde..kız erkek farketmeden ..şaşkınlıktan diğerlerini fotograflayamadım. Fotografladıklarımı buraya koyamadım.
İşte bu durumda bizim ülkemizde kolay kolay yaşanmayacak türden..
Medeniyet madalyonunun iki yüzü..
İlginç, bir o kadar keyifli bir gündü..Sonrasında Türkiye'deki 1 mayıs görüntülerini izlemek ise çok üzücü ve düşündürücüydü.

28 Nisan 2008 Pazartesi

öz

Doğudan batıya kadar güneşi çalımlamak ve yaşarcasına susamaktı özlemek..
Bardağın dibindeki son damlaya razı olmaktı çağlayan suyun yanında.
Acele etmen hızlı düşünmen gereken anda damlayan bir mum gibi donup kalmaktı olduğun yerde..
Uslu bir çocuk gibi sabırla beklemekti özlemek, en sevdiğin oyuncağa binmek için sıranın sana gelmesini, baş döndüren lunaparkta..
Kolundan ipek bir eşarbın kayması, çorabının tekini bulamamak gibiydi..
Kağıttan daha keskin, kalemimden daha güçlüydü..
Özledim.

26 Nisan 2008 Cumartesi

kelime oyunları / SIR


Küçük hayatta büyük an'dı sır..

Bir teknenin güvertesindeki ıslaklık, kalabalık bir şehrin kalabalık bir caddesinde yanından geçen biri, latin danslarının ritmi, kibrit kutusu, çocukluk anıları yada korkuları, A noktasından B noktasına yolculuklar,turkuaz bir ada yada saat 16:04 te dünyaya gelen her bebek sır olabilir..
Ve sen onu tutabilirsin..bir dilek gibi...

Sırlar güçlü kılar insanı. Tutmasını değil, taşımasını bildiğin sürece..
Sır küpün ağır mı?
Ne güzel..
Demek birikmişsin hayata...