Boş bir odada yere uzandı, yeşil turuncu bir halının üstüne. Beyaz tavana baktı ve tavanın tam ortasındaki çıplak ampule. Sonra beyaz tavan masmavi bir gökyüzü oldu, sonra kar yağdı üstüne, kartaneleri ne kadar parlak ne kadar mutluydular.
Mutlu kar taneleri saçlarındayken hızlı daha hızlı sallanmaya basladı salıncakta. Saçları uçuşuyordu, beyaz bir elbise vardı üstünde etekleri yalandan havalanan, beyaz yakışıyordu ona, yıllar önce sevgilisi beyaz zor bir renktir demişti .Ufak bir lekeyi bile taşıyamaz demişti. Beyaz lekeleri affettikten sonra gerisi önemli değildi onun için. Ve ayakları çıplaktı sallanırken, çocukluğunda olamadığı kadar hızlı ve coşkuluydu. Öne doğru sallanırken rüzgarın yüzüne vurup nefesini kesmesini seviyordu. Yukarı daha yukarıya..ip kopsun uçsun gitsin istiyordu.
Üç ortalı bir defterdi sanki hayatı ve yarısını bitirmek üzereydi. Arasında şiirler biriktirdi ve güller.
Yarım kalan her şey gibi oda bekliyordu. Beklerken ancak bunları yazabildi.
‘Aramak beyhude, sadece bekle’ diye fısıldadı iç ses..iç sesini seviyordu. Bekliyordu, gelecek günleri..
kelime oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kelime oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2008 Çarşamba
29 Ağustos 2008 Cuma
kelime oyunları /alışkanlık
Sevdiğim şeylerin alışkanlık olmasından korkarım hep. Sevdiğin için alıştığını düşünürken, alıştığın için sevmeken vazgeçersin bir süre sonra..
Her ne kadar, alıştıklarımızla güvende hissetsekte kendimizi aynı ritimde dans ederiz sürekli. Müzik biter farketmeyiz.
Ne sevdiğim için alışmak nede alıştığım için sevmeliyim..Alıştığım için yaşamamalıyım hayatı..
Bir şehre, o şehrin çatılarına, dağlara tepelere bakan pencereme, rüzgarla savrulan arsız perdelerime alışacağım bir süre sonra. Biliyorum..
Oysa koca bir tabak Akdeniz salatasıyla, buzlu naneli nefis limonatayı her zaman seveceğim..
Her ne kadar, alıştıklarımızla güvende hissetsekte kendimizi aynı ritimde dans ederiz sürekli. Müzik biter farketmeyiz.
Ne sevdiğim için alışmak nede alıştığım için sevmeliyim..Alıştığım için yaşamamalıyım hayatı..
Bir şehre, o şehrin çatılarına, dağlara tepelere bakan pencereme, rüzgarla savrulan arsız perdelerime alışacağım bir süre sonra. Biliyorum..
Oysa koca bir tabak Akdeniz salatasıyla, buzlu naneli nefis limonatayı her zaman seveceğim..
6 Mayıs 2008 Salı
kelime oyunları / umut
'UMUT', pet şişede nokta kadar bir balıktı..
Yıllar önce akvaryum için alınan bitkilerin arasına gizlenmiş, lavabonun deliğinden gitmek üzereyken son anda kurtarmıştım. Minicik bir yavruydu.
Kesik bir pet şişenin içine koydum onu ve adına 'umut' dedim..
Günden güne büyümüş, iyiden iyiye gözle seçilmeye başlamıştı, hatta bir lepistes olduğunu anlamıştım. Düzenli olarak suyunu değiştirip yemini veriyordum. O pet şişede bense sarı renkli odamda yaşıyordum. Pek farkımız yoktu 'umut'la. Benimde düzenli olarak odamın havası değiştiriliyor, yemeğim veriliyordu..
Belirsiz, her zaman ki gibi, öylesine, bilindik, 'Beyaz Zenciler'i, 'Eroin'i ve 'Bozkır Kurdu'nu okuduğum günlerdi..
Yalnızca dört günlüğüne kuzenlerimi görmeye gitmiştim, 3.5 saatlik mesafedeki başka bir şehire..
'Umut' emanet edilir mi? Ben ettim..
Döndüğümde, benim adıma bana sorulmadan alınan bir çift karar ve Umut'un bakımsız haliyle karşılaştım. Sanki biraz daha büyümüştü, direnmişti ve beni beklemişti..
'Umut, umudum sende olmasan' Sarılıp öpemediklerini daha bir içten, coşkuyla, daha bir başka seviyor insan..
Odama girer girmez ilk baktığım o oldu. İnce plastik akvaryum hortumuyla hava vermekti amacım. Bir kaç defa üfledim..fokur fokur hava kabarcıkları..anlayamadım..umut çıldırmış gibi bir sağa bir sola süratle hareket edip çarpıyordu. Sonra aniden ters döndü. Tüm bunlar bir kaç saniye içinde oldu. ''Umut' ölmüştü.. Gelir gelmez onu öldürmüştüm. Oysa günlerdir suyu değişmediği için nefes almasına yardımcı olmak istemiştim. Ne yaptım ben? Ne yaptım ? Neden böyle olduğunu anlayamamış, şok olmuştum..
O kadar severken, yaşamasını isterken, ellerimle büyütmüşken onu öldürmüştüm..
Ağladım..ağladım..ağladım..
Minik bir can, kocaman bir umuda ağladım..Çok sevdiğim için ağladım, çok sevmeseydim, önemsemeseydim ölümüne neden olmayacaktım..Niye sevdim diye ağladım..
Benim için 'UMUT'u yitirmek bu denli acıydı işte..
Sonra minik lepistesim gibi kaç umut öldü elimde saymadım..
'Umut pet şişede nokta kadar bir balıktı' ölmeden önce..
Yıllar önce akvaryum için alınan bitkilerin arasına gizlenmiş, lavabonun deliğinden gitmek üzereyken son anda kurtarmıştım. Minicik bir yavruydu.
Kesik bir pet şişenin içine koydum onu ve adına 'umut' dedim..
Günden güne büyümüş, iyiden iyiye gözle seçilmeye başlamıştı, hatta bir lepistes olduğunu anlamıştım. Düzenli olarak suyunu değiştirip yemini veriyordum. O pet şişede bense sarı renkli odamda yaşıyordum. Pek farkımız yoktu 'umut'la. Benimde düzenli olarak odamın havası değiştiriliyor, yemeğim veriliyordu..
Belirsiz, her zaman ki gibi, öylesine, bilindik, 'Beyaz Zenciler'i, 'Eroin'i ve 'Bozkır Kurdu'nu okuduğum günlerdi..
Yalnızca dört günlüğüne kuzenlerimi görmeye gitmiştim, 3.5 saatlik mesafedeki başka bir şehire..
'Umut' emanet edilir mi? Ben ettim..
Döndüğümde, benim adıma bana sorulmadan alınan bir çift karar ve Umut'un bakımsız haliyle karşılaştım. Sanki biraz daha büyümüştü, direnmişti ve beni beklemişti..
'Umut, umudum sende olmasan' Sarılıp öpemediklerini daha bir içten, coşkuyla, daha bir başka seviyor insan..
Odama girer girmez ilk baktığım o oldu. İnce plastik akvaryum hortumuyla hava vermekti amacım. Bir kaç defa üfledim..fokur fokur hava kabarcıkları..anlayamadım..umut çıldırmış gibi bir sağa bir sola süratle hareket edip çarpıyordu. Sonra aniden ters döndü. Tüm bunlar bir kaç saniye içinde oldu. ''Umut' ölmüştü.. Gelir gelmez onu öldürmüştüm. Oysa günlerdir suyu değişmediği için nefes almasına yardımcı olmak istemiştim. Ne yaptım ben? Ne yaptım ? Neden böyle olduğunu anlayamamış, şok olmuştum..
O kadar severken, yaşamasını isterken, ellerimle büyütmüşken onu öldürmüştüm..
Ağladım..ağladım..ağladım..
Minik bir can, kocaman bir umuda ağladım..Çok sevdiğim için ağladım, çok sevmeseydim, önemsemeseydim ölümüne neden olmayacaktım..Niye sevdim diye ağladım..
Benim için 'UMUT'u yitirmek bu denli acıydı işte..
Sonra minik lepistesim gibi kaç umut öldü elimde saymadım..
'Umut pet şişede nokta kadar bir balıktı' ölmeden önce..
26 Nisan 2008 Cumartesi
kelime oyunları / SIR

Küçük hayatta büyük an'dı sır..
Bir teknenin güvertesindeki ıslaklık, kalabalık bir şehrin kalabalık bir caddesinde yanından geçen biri, latin danslarının ritmi, kibrit kutusu, çocukluk anıları yada korkuları, A noktasından B noktasına yolculuklar,turkuaz bir ada yada saat 16:04 te dünyaya gelen her bebek sır olabilir..
Ve sen onu tutabilirsin..bir dilek gibi...
Sırlar güçlü kılar insanı. Tutmasını değil, taşımasını bildiğin sürece..
Sır küpün ağır mı?
Ne güzel..
Demek birikmişsin hayata...
Bir teknenin güvertesindeki ıslaklık, kalabalık bir şehrin kalabalık bir caddesinde yanından geçen biri, latin danslarının ritmi, kibrit kutusu, çocukluk anıları yada korkuları, A noktasından B noktasına yolculuklar,turkuaz bir ada yada saat 16:04 te dünyaya gelen her bebek sır olabilir..
Ve sen onu tutabilirsin..bir dilek gibi...
Sırlar güçlü kılar insanı. Tutmasını değil, taşımasını bildiğin sürece..
Sır küpün ağır mı?
Ne güzel..
Demek birikmişsin hayata...
14 Nisan 2008 Pazartesi
kelime oyunları / insan..insanlık
İnsan kılığından sıyrılıp kuş kanadı olmak veya göl kenarında bir saz hafif öne doğru eğilen ya da bir ağacın ilk tomurcuğu sonsuz heyecan dolu..Belki yerdeki bir dal parçası, yosunlu kaya, kaz tüyü, turuncu gagalının kalp atışı, karıncanın ekmeği, çiğ tanesi, nar tanesi ya da kar tanesi olup yaşam bulmak bu eşsiz tablonun gerçeğinde..
Yaşadığını o gerçekle anlamak soyut insansı gölgelerin dışında..
Ve sonra, vahşi doğadaki dürüstlük gibi aslanın ceylanı parçalamasındaki gereklilik kadar yalın olsa insanlık bu ambiansta..
Ego ve kan kokusu palette kalsa!
Sağ üst köşesinde ''bu tablo satılık değildir'' yazsa..
Yaşadığını o gerçekle anlamak soyut insansı gölgelerin dışında..
Ve sonra, vahşi doğadaki dürüstlük gibi aslanın ceylanı parçalamasındaki gereklilik kadar yalın olsa insanlık bu ambiansta..
Ego ve kan kokusu palette kalsa!
Sağ üst köşesinde ''bu tablo satılık değildir'' yazsa..
2 Nisan 2008 Çarşamba
kelime oyunları / hata_affetmek
25 Mart 2008 Salı
kelime oyunları / hazırlık
Hazırlık yapmadan çıkacaksın yola
Almayacaksın yanına çantanı ve doldurmayacaksın içine
sevdiğin eşyaları..
Öylece çıkacaksın, olduğun gibi.
Bir tişort, bir kot, bir bot ve tabi şapkanla
saat bile olmadan kolunda..
Hazırlıksız çıkacaksın yola
Sanki bir yere gitmiyormuşsun gibi
Her an dönecekmişsin gibi..
Öyle çıkacaksın ki
Yarı yolda kaldığında
Yükün ağır, dönüşün zor olmasın..
Bir koşu marketten geliyormuşçasına
Bir ekmek bir süt almış
Hiç yarıyolda kalmamış gibi
Dönmelisin..
Sevdiğin eşyalarına.
Berrin 'deniz'
Almayacaksın yanına çantanı ve doldurmayacaksın içine
sevdiğin eşyaları..
Öylece çıkacaksın, olduğun gibi.
Bir tişort, bir kot, bir bot ve tabi şapkanla
saat bile olmadan kolunda..
Hazırlıksız çıkacaksın yola
Sanki bir yere gitmiyormuşsun gibi
Her an dönecekmişsin gibi..
Öyle çıkacaksın ki
Yarı yolda kaldığında
Yükün ağır, dönüşün zor olmasın..
Bir koşu marketten geliyormuşçasına
Bir ekmek bir süt almış
Hiç yarıyolda kalmamış gibi
Dönmelisin..
Sevdiğin eşyalarına.
Berrin 'deniz'
17 Mart 2008 Pazartesi
kelime oyunları / sürgün & vurgun
Burada geçireceğimiz iki gün sana çoook iyi gelecek. Doktor, sevdiği onu mutlu edecek şeyleri yapın deyince hemen aklıma burası geldi... Deniz, yosun kokusu, uzaktan gelen martı çığlıklarını seversin sen. Hem akşam üstü Kelebek ve Beraylar da gelecek. Gitarınıda getir dedim 'hatırla sevgili' yi çaldırırız, üstüne birde 'mahur beste'yi söyledik mi değme keyfimize..Bu hafta sonunu senin için tertipledik ama banada yarayacağı kesin. Bak şimdiden içim içime sığmıyor, şu havanın güzelliğine, güneşin suyun üstünde sakince uyumasına bak, hele şu kuşlara bayram çocukları gibiler..
Çok mutluyum çok!
Sende mutlusun, olacaksın biliyorum..
Tüm bunları sessizce dinliyordu Maribel, üzerinde oturdukları kayadan farksızdı..
Oturdukları yere geldiklerinde nokta kadar olan balıkçı teknesi şimdi gürültülü sesiyle yanlarına kadar gelmişti..
'Çocuklar!' diye seslendi teknedeki yaşlı balıkçı. 'Cennetimize hoşgeldiniz, nerelerden geldiniz buraya?'
'Hoşbulduk, Ankara'dan geldik. Ama yabancı sayılmayız, dayımların yazlığı az ileride hafta sonu için geldik'
Yaşlı balıkçı tekneden atlayıp yanlarına geldi, elinde bir kova, kovada capcanlı pırıl pırıl balıklar vardı.
'Bugün balık bol, bunlarda sizin kısmetinizmiş, afiyetle yersiniz' dedi
'aa harika, akşama arkadaşlarda gelecekti, çok makbule geçti teşekkür ederiz' dedim..
Yaşlı balıkçı gözü ile Maribel'i işaret edip nesi var? hasta mı? diye sordu..
'Nesi olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Az uyuyor, az konuşuyor, az yiyiyor, eski neşesinden eser kalmadı, birden bire oldu hiç bir şey anlamadık'
'Sanki bu dünyada değil, bitkiden farksız'
'Ona değişiklik olsun diye geldik ama işe yarayacakmı bilemiyorum' dedim..
Balıkçı hafifçe kaşlarını çatarak 'vurgun yemek' ne demek bilirmisin? diye sordu.
'Suyun altındaki basınçla alakalı olduğunu biliyorum, ani basınç değişikliğiyle bilinç kaybı hatta ölümle sonuçlanıyor sanırım'
Evet kısmen doğru, hiç bir gereç kullanmadan 30 m derine indiğinde, kalp atışları hızlanır, vücut ısısı düşer, bilinçte bulanıklık, felç yada ölüm gerçekleşebilir. Vurgun yememek için suyun üstüne yavaş ve belirli aralıklarla çıkmalısın'
'Ayrıca vurgun yiyenleri hemen basınç odalarına alırlar ve vurgun yediği basınç tekrar verilir, dengeli olarak azaltılır.Bir başka önlemde vurgun yiyeni tekrar aynı derinliğe indirmektir'
'Şimdi bu ihtiyar neden bana bunları anlatıyor diye düşündüğüne eminim' dedi gülümseyerek.
Gülümseyerek karşılık verdim..
'Nedeni şu, benim anladığım kadarıyla arkadaşın bir çeşit vurgun yemiş, yüzündeki ve yüreğindeki çocuksuluk, doğallık indiği derinlikte onu korumaya yetmemiş. Bilmediği sularda kaldıramayacağı derinliklere inmiş, sonuç bu'
Hayretle ihtiyarın söylediklerini dinliyordum, ve biliyordum ki tek dinleyen ben değildim..
'E peki ne yapmalı, nasıl eski haline gelecek?'
'Az önce dediğim gibi' diyerek söze başladı..
'Vurgundan kurtulması için yine indiği eski derinliğe inmeli, bu sefer daha dikkatli ve güçlü olmalı, karşılaşacağı şeyleri önceden kestirmeli, orada bağışlamayı öğrenmeli, bir çember düşün çemberi daralta daralta bağışlayacak, en son merkezinde kendisini bulacak, kendisinide bağışladığında ki en zor kısmı bu, ondan sonra acele etmeden yavaş yavaş su yüzüne çıkacak, vurgun bitecek'
'Tüm hapsettikleri kendi de dahil özgür kalacak' dedi..Bir süre sessiz kalındı. İhtiyarın söylediklerini zihin süzgecimden geçiriyorken,
Maribel'in sakin ve yorgun sesini duydum..
'Balıklar, balıkları denize geri dökermisiniz?' dedi..
İnce, solgun, sevimli yüzü bu kez ne istediğini biliyor gibiydi.
Yaşlı balıkçının tüm söylediklerini dinlemişti Maribel. O ana kadar kimse bağışlamaktan söz etmemişti Maribel'e, kimsenin yapamadığını yapmıştı ihtiyar..
Dönüp balıkçıya baktım, başıyla onaylıyordu hafif tebessümle.
Döktüm balıkları..
Maribel bağışlamaya balıklardan başlamıştı.
* Maribel banadairlerimi içinde biriktirdiğim şeker kavanozumun adı.
4 Mart 2008 Salı
kelime oyunları / duvar
'Duvarlar yalan söyler mi' dedi Maribel*
Söyler, hemde en fiyakalısını dedim..
Duvarla konuşur, anlatırsın, gülersin kimi zaman. En kuytularda kalmış sırlarını yazarsın, resimler çizersin ve adının grafitisini üstüne..
İstediğin renge boyarsın, hem kendinin hem onun yüzünü. Tam karşısına geçer bakarsın, yaklaştıkça bulanıklaşır görüntüsü. Sessizliğini duruşunu seversin ve seni dinlemesini..
Güvenirsin duvarlara..
Her santimini, tüm çatlaklarını ve oyuklarındaki böcekleri bilirsin..
Yine de seversin..
Bir kaç siyah beyaz fotograf ve bir de çok sevdiğin Monet tablolarından asarsın sol tarafına..
Dokunursun usulca, soğuk yüzüne..
Ama biliyormusun Maribel, duvarla konuşmak iyi değildir.
Nankördür, çatlaklarından birikmişlik, öfke ve yalan sızar saçlarına..
Ve ne zaman üstüne yıkılacağını hiç bilemezsin.
Yıkıldıktan sonra ne olacağınıda..
Şimdi sus sessiz olalım Maribel..
Duvarlar duymasın...
Bir enkaz daha istemiyorum!
*Maribel, banadairlerimi içinde biriktirdiğim şeker kavanozumun adı.
Söyler, hemde en fiyakalısını dedim..
Duvarla konuşur, anlatırsın, gülersin kimi zaman. En kuytularda kalmış sırlarını yazarsın, resimler çizersin ve adının grafitisini üstüne..
İstediğin renge boyarsın, hem kendinin hem onun yüzünü. Tam karşısına geçer bakarsın, yaklaştıkça bulanıklaşır görüntüsü. Sessizliğini duruşunu seversin ve seni dinlemesini..
Güvenirsin duvarlara..
Her santimini, tüm çatlaklarını ve oyuklarındaki böcekleri bilirsin..
Yine de seversin..
Bir kaç siyah beyaz fotograf ve bir de çok sevdiğin Monet tablolarından asarsın sol tarafına..
Dokunursun usulca, soğuk yüzüne..
Ama biliyormusun Maribel, duvarla konuşmak iyi değildir.
Nankördür, çatlaklarından birikmişlik, öfke ve yalan sızar saçlarına..
Ve ne zaman üstüne yıkılacağını hiç bilemezsin.
Yıkıldıktan sonra ne olacağınıda..
Şimdi sus sessiz olalım Maribel..
Duvarlar duymasın...
Bir enkaz daha istemiyorum!
*Maribel, banadairlerimi içinde biriktirdiğim şeker kavanozumun adı.
28 Şubat 2008 Perşembe
kelime oyunları / çilek
TAK SEPETİ KOLUNA, HAYDİ ÇİLEK TARLASINA...
Geçtiğimiz yaz, bu görmüş olduğunuz çilekleri ellerimle topladım. İlk çilek tarlası deneyimimizde şansımıza felaket yağmur vardı ama mis kokulu çilekler yağmurla doğal yoldan yıkanmış, toprağın müthiş kokusuyla albenisini arttırmıştı.
Sisteme göre tarladan satın alacağın çilekleri kendi ellerinle topluyorsun bu arada istediğin kadar da yiyebiliyorsun..keyifli olan kısmıda bu zaten, minik çilek yapraklarını elinle ayırıp aralarından çilekleri toplamak ister sepete ister mideye atmak. Hele kalabalık çoluk çocuk gidince daha da bir eğlenceli oluyor.
Çileğin yetişmesinde, iyi ve lezzetli ürün alınmasında güneş ışığı çok önemli bir faktörmüş. Yazın gün ışığını yaklaşık 20_22 saat alan, gece 12 ye 01 e kadar aydınlık olan Finlandiya'da bu yüzden nefis çilekler yetişiyor.
Fincesi mansikka..mevsiminde kilosu ortalama 5_ 6 euroya satılıyor. Hayatımda yediğim en güzel çileklerdi.Ayrıca bu sene çilek zamanı burada olmayacağımız için üzgünüm.
Çilek üzerine bu saatte ancak bu kadar yazabildim, e olsa da yesek :)
not: Bu kadarcık yazıda tam 11 kere 'çilek' demişim :)
22 Şubat 2008 Cuma
kelime oyunları / AYNA
Aynayı ayna yapan, gerisindeki karanlık sırdır.
Sırrı yoksa sıradan bir cam parçasından ibarettir.
Aynanın karşısına geçersin, bir yansımadan ibaretsindir.
Ve yansımanın gerisinde sırrını görebilirsen,
O an,
ya ayna kırılır,
ya da sen...
BERRİN'deniz'
Sırrı yoksa sıradan bir cam parçasından ibarettir.
Aynanın karşısına geçersin, bir yansımadan ibaretsindir.
Ve yansımanın gerisinde sırrını görebilirsen,
O an,
ya ayna kırılır,
ya da sen...
BERRİN'deniz'
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



