17 Mart 2010 Çarşamba

Buluşmuştuk Bir Kavşakta II


Yolların sonunda varacağın yer yine hep aynı yer oluyor oysa..

Bir süre daha sessizce ilerledik. Ben gözümü yoldan ayırmıyordum o ise biliyordum ki ara ara beni inceliyordu. Az sonra beklediğim soruyu sordu yine pat diye, çok aradın mı bu rengi dedi yüzümün kenarındaki bir tutam mavi saça bakarak Gülümsedim bende yine. Bir saça yakışacak en güzel renk mavi, en azından benim saçıma bu renkten başkası değmedi derken, karanfil sokağı düşündüm bir yıl başı arifesinde saçımın maviyle ilk buluştuğu akşam üstünü, mavi mutluluktu, şu anda ise sadece özgürlük.


Sarı sana yakışmış, ben hayal bile etmedim bu rengi, gerçi hayal etmediklerimi yaşıyorum nedense dedim kırık bir gülümsemeyle.
Bir şey söylemedi.
Bir yerleşim yerine yaklaşırken trt fm tabelasını gördüm.. Hadi ilk çalan şarkı bu gecenin bu yolculuğun şarkısı olsun deyip radyonun düğmesine bastım.Kendi kendime sıklıkla yapardım bunu, ilk çalan şarkı hep benim olurdu. Rafet el roman aşk-ı virane çalıyordu..bir arkadaşımı hatırlattı bu şarkı dedi, gözleri parlıyordu. Bana da seni hatırlatacak öyleyse dedim. Boşver, bu arabadan indikten sonra beni hatırlama dedi.
Sustum.


Her söylediğimiz havada asılı kalıyordu, uzun süreli dialog haline dönmüyordu. Sanıyorum ki bunun nedeni her ikimizin de bir hayli düşünceli ve yorgun oluşumuzdu.
Yol neredeyse bom boştu, yağmur dinmiş saat on ikiye geliyordu.

Bu sürpriz misafir sayesinde kafam biraz dağıldıysa da evi düşünmeden edemiyordum.Kalbim titremeye başladı ve yine ellerim. Korktuğumu hissettim evet istese eliyle koymuş gibi bulacaktı beni ve bu defa olacakları düşünmek bile istemiyordum. bir yabancıdan da yabancıydı her zaman annemsiz kaldığımdan beri ise sadece nefret uyandırıyordu bende. Issız soğuktu her şey. Kararsızlıklarımın, hatalarımın yegane sebebi oydu ve saçlarıma yada yanağıma değen bir elin beni göz yaşlarına boğmasının. Şefkat denen şey neredeydi alınıp satılıyor muydu, bedeli neydi..
Boğazım kurumuş hava açlığı çekmeye başlamıştım, nefesim daralıyor hatta her an çıldırabilirdim, yine üstüme gelmişti bir şeyler.


Kendimi iyi hissetmiyorum durmam gerek dedim.ne oldu neyin var demesine kalmadan emniyet şeridinde durmuş aşağı inmiştim. Yol kenarındaki ıslak karanlık tarlaya ve gece mavisi gökyüzüne bakıyordum derin derin soluk alıp verirken.
YANIMA GELDİ, İÇTEN VE SANKİ HADİ SÖYLE SENİN İÇİN HER ŞEYİ YAPABİLİRİM DER GİBİ BAKIYORDU. Yada ben o an öyle istemiştim, birinin benim için her şeyi yapabilmesini..

Geri dönemem ama gitmekte istemiyorum kahretsin diye bağırdım.Nereye ne zamana kadar gideceğim ki.
Hava buz gibiydi konuşurken ağzımızdan çıkan buhardan anlıyordum bunu yoksa zerre kadar üşümüyordum. Birkaç kamyon ve birkaç araba geçti gitti yanımızdan ve ben tarla fareleriyle orada öylece kalmak istiyordum. Üzgünüm Sinem dedim..boynundaki kolyeden okumuştum muhtemel ismini. Benim şu an araba kullanacak halim yok sadece uyumak istiyorum.Bu arabaya bu yüze aldanma inan berbat bir gecedeyim.


Arabanın kendi oturduğu tarafının kapısını açtı ve gözüyle gir ve otur dedi, ne yaptığını bilen bir havayla. Girdim oturdum, penceremi açmasını söyledim o şoför tarafında oturup dikiz aynasından şaçlarını ve kaşlarını düzeltirken. Hiç tanımadığım birini arabama aldığım yetmezmiş gibi şimdide direksiyonu emanet ediyordum, gecenin yarısı şehirler arası bir yolun kenarında amma da iteatkar olmuştum. Cam sonuna kadar açık yüzüme buz gibi hava süratle vuruyor mavi saçım geriye Ankara’ya doğru savruluyordu.

Bende seni görünce aklı başında bir şey sanmıştım meğer ne panik ataklar varmış içinde dedi gülerek. Bu koltuğa oturan susuyordu sanki şimdi sıra bana gelmişti ki birden onun vardığımız saatte nerede kalacağı aklıma geldi ve sordum.
Bilmem dedi ya sen..
Ben yakın bir arkadaşıma gideceğim yani aslında henüz ona haber vermedim.
Telefonunumu evden çıkarken kapamıştım ve açmaya ne cesaretim nede niyetim vardı. Telefonunu kullanabilir miyim, benimkinin şarjı bitti ve Neslihan’ı aramam lazım dedim.
Neslihan..şu kalacağın arkadaşın mı?
Evet, arkadaştan ötesi desem..
Şanslı kızsın , bak gideceğin bir yerin bir arkadaşın birde hazır arabanı kullanan hem güzel hem akıllı hem cesur bir yol arkadaşın var dedi..
Ya evet çok şanslıyım onu birde bana sor dedim ağzımın içinden.


Neslihan benim Yeşim, yoldayım ben yani oraya geliyorum, saat çok geç biliyorum ama gelince anlatırım, tabi müsaitsen..Şaşkın ama samimi cümlelerle beklediğini söyledi Neslihan. O ara Sinem’e baktım dikkat kesilmişti yola sanki çenesini sıkıyordu ufak dudakları iyice ufalmıştı. Ya o ne olacaktı, bu saatte hiç görmediği babasına ben geldim diyemezdi her halde. Onu tek başına bırakamazdım ve ‘Neslihan yanımda bir arkadaşımda var ona göre’ dedim. Bunu duyan Sinem aniden bana baktı göz gözeydik.. o an tuhaf şekilde birbirimizden kopamayacağımızı hissettim. Bence oda hissetmişti. Neslihan’ın sesi soluğu kesilmişti birkaç saniye sonra hadi gelin bekliyorum deyip kapattı.

Biz hiç konuşmadık ta ki Eskişehir’e girene kadar. Evin yolunu tarif ettim. Ne çok özlemiştim bu yolları bu şehrin ışıklarını. Doktorlar caddesinden geçerken yine böyle bir kış gününü hatırladım. Lee cooper park’ı. Lee cooper mağazasının üstünde biraz parka benzeyen sokak şeklinde bir kafeydi. Lee cooper park’a gidelim demişti Neslihanlar yıllar önce ilk tanıştığımız dönemde olur demiştim ben orayı bas baya park zannediyordum gidince çok gülmüştüm halime.
Nerden nereye, çoktan kapanmıştır orası diye düşünürken, Sinem birden Yeşim! Dedi. İsmimi söylemişti.. Sağol. Merak etme yarın benden kurtulacaksın dedi sonra gülerek. Tamam dedim.

Apartmanın önüne geldiğimizde, Neslihan pencereden bakıyordu. Ben ise Sinem ile bu gece tanıştığımızı Neslihan’a nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum, böyle bir gecede içim gülmeye başlamıştı bu duruma.Evet normal bir hayat ve etrafımda normal insanlar olması bana göre değildi..
Bir valiz bir sırt iki kol çantası ve iki çift çizme sesi merdivenleri tırmanıyordu. Onun topukları benimkinden uzundu ve işte Neslihan karşımızdaydı.


devam edecek :)

9 yorum:

Aylin Zeynep dedi ki...

Karanfik sokak ve soğukluğuna karşı benim içimi ısıtan tek şehir...

Ve bir insan senin için herşeyi yapabilirim diyebilmesi ne güven verici birşey...

1,2,3....7,8,ve sanıyorum 9.paragrafta ya da sonrasında hani şu yeşim olduğunu anladığımız zaman mavi saçlı kızın,gözlerim doldu ve düğümlendi boğazım...

ve topuklar...

Mükemmeldi :)))

'Berrin' dedi ki...

evet o güveni, sinem yeşim'e verdi..

topukları, tırnakları, saçları..her şeyi uzun bu kızın :))
bide dili :))

impossible dedi ki...

Berrin devam edecek mi,edecekse yeni sendromum belli..!!

'Berrin' dedi ki...

devam edecek yazmayı unutmuşum :)yazdım şimdi..
ezel'den daha sürükleyici değil mi:))

Aylin Zeynep dedi ki...

hahahaha herşeyi uzun demek :) işte buna çok güldüm :)

İmpossible,sen masal'mısın :))))

gelin adayi :) dedi ki...

itiraf ediyorumki ilk basta uzun diye okumaktan vazgecmistim sonra yorumlara göz atinca okumamin gerektigini hissettim ve iyikide okumusum ,,anlatigin olayin nekadar gercekci oldugunu bilmek istiyorum acikcasi :))

Metin Coban dedi ki...

Bulantı ve korkuyu çok iyi hissettiriyorsun, ayrıca gizemde...
Neslihan'dayız artık :)))

'Berrin' dedi ki...

gelin adayı, bende itiraf edeyim uzun yazıları sürüklenmediğim sürece okumayı sevmiyorum:)
kişiler ve olayların gerçekliği hakkında detaya girip büyüsünü kaçıramam ancak şu kadarını söyleyim bazen gerçeğe çok yakın bazen çok uzak..
iki bölümde 'gerçek'e en az 5 tane nokta atışı var :)
hem hikayelerin çoğu yazarın gerçek yalanları değil midir?

teşekkürler ve sevgiler..

M.C, teşekkürler, evet neslihan'dayız..

impossible dedi ki...

Aylin,karışmış,:)