Gerçeklere uyanmak, rüyalardan uyanmaktan farklıdır..elinin tersiyle itemeyeceğin kadar dik durur karşında, dik ve acımasız..Dün gece ona bakarak konuştuğumuz tavan şimdi tüm anlatılanları unutmuş gibi bom boş bakıyordu yarı açılmış gözlerime, aynı anda kızarmış ekmekteki anne kokusunu aldım. Hiç vermek istemedim geriye. Anne kokusu, annem, topraktan kollarına sarılamayacak kadar yok bir şehirde bıraktım seni..Gözümdeki yaşlar kulağımın içine doğru akarken Neslihan’ın güleç yüzü girdi içeriye, hadi kalk harika bir kahvaltı hazırladım derken Sinem’in yattığı toparlanmış boş kanepeye bakıyordum. Aynı anda ‘gitmiş’ dedi..Masanın üzerine bir not bırakmış, her ikimize de ayrı ayrı teşekkür etmiş.
Canım yanarak bir hamlede doğruldum nereye nasıl neden sorularını ard arda sıralarken yüzlerce bardak kırıldı sanki beynimde. Demek vedalaşmadan gitmişti bir teşekkürle.
Neden böyle yapmış ki dedi Neslihan tuhafça, kahvaltımızı eder öyle çıkardık bırakırdık gideceği yere, istersen ara neredeymiş derken ağzına tıkarcasına söylediklerini arayamam numarası yok hem olsa da aramam artık dedim öfkeyle. Nasıl numarası yok arkadaşın değil mi dedi, hayır hiçbir şeyim değil dün gece tanıştık otostop çeken oydu, isminden ve babasını görmeye geldiğinden başka bir şey bilmiyorum onun hakkında, bir de İstanbullu ve duygusuz umursamaz ve ve neyse bilmiyorum işte dedim kırgınlığım öfkemi yenmiş bir şekilde.
Neslihan hayretle bakıyordu, e aferin sana başına bir şey gelmediğine şükredeceğine bir de oturmuş neredeyse ağlayacaksın hadi kahvaltımızı edip çıkalım şehrin seni özlemiş, Venedik pastanesindeki o bayıldığın vişneli pastalar Yeşim, Yeşim diye bağrışıyorlarmış dedi gülerek.
Görünüşte toparlanmam uzun sürmedi aklımda ise Sinem vardı, yani evi terk ettiğimin başıma neler geleceğimi bilmediğim bir hayatın ilk gününde son düşünmem gereken kişiyi düşünüyordum. Zaten hep bir anda sever, bir anda alışırdım..
Artık kendine gelmiş masanın üzerine bıraktığım dört cümlelik mektubu okumuş cinnetin ağır bastığı bir şok durumunda olmalıydı, mide kaslarıma kadar titrediğimi hissettim bunları düşünürken, bir an önce aklımı başıma toplayıp turistik ziyaret havasından çıkmalıydım. Tek not bırakıp çekip giden Sinem değildi aynısını kendimde yapmıştım, şimdi neden kızıyordum ki ona.. Ne en sevdiğim vişne reçelini ne kızarmış ekmekleri görüyordu gözüm, Neslihan’ı da bu kaosun içine katmam hiç iyi fikir değildi daha geç olmadan bunu da anlamıştım.
Venedik’i boş ver şimdi ev bakayım kendime birde Ufukların ajansa uğrayalım nedir ne değildir reklam piyasası ne alemde konuşayım grafik tasarım organizasyonda eklemişler bünyelerine işleri fena değilmiş yinede bir ortak arıyordu kendine, biraz param da var ne istediğime karar verdikten sonra çok zor olmayacak gibi görünüyor, en kötü ihtimalle adalara yakın bir yerde ufak bir yer bulsam Ankara’daki dükkanı boşaltır kitapları buraya taşır sahaflığa devam ederim derken tüm bunları yapabileceğime inanıyordum.
Sonrasında soğuk ama güneşli bir Eskişehir’i adımlıyordum, her adımımda gözümün önünde bir sürü anı canlansa da hayallere dalma niyetinde değildim, güya tüm itirazlarıma rağmen tıpış tıpış gittim Kızılcıklıdaki Venedik pastanesine, koca dilim vişneli pastayı yerken de mutlu ama kaprisli bir çocuk gibi göründüğümü biliyordum.
O iş ne oldu dedi Neslihan, hangi iş dedim, hangi iş olacak nişanlından ayrılmana neden olan kişi hani şu büyük aşkınız filmlerdekine bile benzemeyen..
Allah tan pastamın son çatalındaydım yoksa bu sözlerden sonra boğazımda oluşan düğümden sonra tek lokma yutamaz bu zevkten mahrum kalırdım.
Neslihan’ın alaycı söylemine aldırmadım o her türlü serbest atışı yapmasına izin vereceğim nadir insanlardandı ne de olsa.
Bitti dedim kısaca. Her film gibi dedim burukça gülümseyerek. Detaylıca anlatacak değildim ki en sevmediğim şeylerdendi uzun uzun anlatmak, kendime bile anlatamadıklarım varken hem de. En azından şimdi konuşmasak iyi olur sadece ben her zamanki gibi problemlerimle girdim onun da hayatına ve o denklemler sorunlar bir süre sonra büyüdü onun gözünde o bitimsiz, sensiz asla yaşayamam dediği aşkı da bir anda buhar oldu sanki, neden niçin diye düşünmeye başlayınca dünyanın en mutsuz insanı oluyorum artık düşünmeyi bıraktım aylar oldu görmedim konuşmadım ne yapıyor bilmiyorum, tamamen bittiğini dönüşü olmayacağını kabullenince yani kabullenebilirsen acında o oranda hafifliyor sanki..sanırım kabullenme aşamasındayım. Belki sözünün arkasında duramayan belki istikrarlı biri değildi belki söylediği ve hissettirdiği kadar çok sevmemişti beni ama tanıdığım en iyi insanlardandı.
Hala aşka inanıyorum ama sonsuzluğuna değil dedim gülerek ve kendimce o an için noktayı koydum.
Nesli nede güzel dinlemişti beni klasik cümleler de kurmamıştı hem bunların üzerine , unutacaksın geçti bitti daha kimler çıkar karşına gibi..
O ara çalan Neslihan’ın telefonu olmalıydı hem hala kapalıydı benimkisi ve böyle çıstak çıstak değildi sesi, Tokyo mix ile dağılmıştı aşksal mevzular.
Tamam ben söylerim dedi sol omzumun üzerine bakarak dinliyordu karşısındakini, acaba o an oradaki şeytanı da görüyor muydu bana rahat vermeyen.
Sinem dedi bu sefer gözlerime bakarak. Sinem polis merkezindeymiş, aramayacakmış ama aramış babasını götürmüşler tabi o da onunla gitmiş, sana haber vermemi rica etti.
Bu kıza hız yakışıyor diye düşündüm şaşkınlığımı üzerimden atmadan, ne yalan söyleyim bana karşı sorumluluk hissetmesi yada belli ki yanında olmamı istemesi beni mutlu etmişti.Dün gece Neslihan'ı onun telefonundan aramıştım, oradan ulaşmış olmalıydı bize. Birden kalktım sen gelme Neslihan bugüne bugün evli barklı bir kadınsın, eşinde az çok tanınıyor uygun olmaz ben gideyim hemen, ama avukat lazım olursa haber veririm dedim espriyle , bu tarz espriler sık yapılıyor olmalıydı ona eşi avukattı ne de olsa tamam tamam der gibi baktı yüzüme, habersiz bırakma dedi sonra aceleyle çıktık Venedikten.
Polis merkezine doğru giderken düşündüm de kendimden çok başkalarının sorunlarıyla uğraşmayı seviyordum hele ki sevdiğim insanların..Sevdiğim mi, Sinem’i seviyor muydum. Evet seviyordum, o benim dostum olacaktı bunu bilerek gidiyordum oraya, her ne olduysa biraz da olan şeye teşekkür ederek. Bencildim, bunu da biliyordum.
Polis merkezine girdiğimde Sinem sanki yeni bir ev bulmuştu kendisine o denli rahattı, sanki birkaç saat önce hiç görmediği babası komşusunu av tüfeğiyle korkutmaya kalkmamış, tam olayın üzerine gidip babasını götüren ekip arabasına binmeye çalışınca sende kimsin diye sorduklarında kızıyım dediğinde polislerle birlikte babası da ilk o anda öğrenmemişti bu sarı saçlı rahat ve kendinden emin kızın öz kızı olduğunu..
İlk sözüm, niye haber vermeden gittin oldu. Oh olsun der gibi bakıyordum. Aradım ya işte dedi kalkık kaşlarını iyice kaldırarak. Biz kendi olayımıza dönmüş çocuklar gibi tartışmaya hazırdık sanki. Baban nerede ne oldu neden buradasınız baban baban olduğunu öğrendi mi diye yine soluksuz sordum aklımdakileri.
Evet ekip otosunda öğrendi bir şey diyemeyecek kadar alkollü ve en az benim kadar umursamaz görünüyordu dedi kocaman gülümseyerek
Oradan çıktığımızda akşam oluyordu, babasıyla her hangi bir kucaklaşma ağlaşma sahnesi olmamıştı üçümüz yürüyorduk, kendimi hiç bu kadar gereksiz bir üçüncü kişi olarak hissetmemiştim. Nereye gidiyorduk yada ben niye onlarla gidiyordum onu da bilmiyordum, içim yine gülmeye başlamıştı. Ne demek ise ‘buyurun cenaze namazına’diyordu az önce gülen iç sesim.
Ve kendi babamın şu anda ne yaptığını düşünemeyecek kadar korkuyordu düşüncelerim ondan..

















