
Yağmur suları tavandan damlamaya başlayınca, ne geçerse elimize koyardık altına, her şey eskiydi nede olsa ayırt etmezdik. Fareler de etmezdi hatta eski şeyleri daha çok severlerdi. Tıkırtılarına uyanır, sonra tekrar uyurduk..
Arka mahallenin, arka sokaklarındaydık, yıkık, dökük, çok sesliydi. Ne alt ne üst ne ruh yapısı sağlamdı. Yaşıyorduk!
Yeşim’in odası vardı, topuklu ayakkabı giyen annesi ve bir de babası..
Çok farkımız yoktu aslında, o hayatını çizgili, temiz ve ataçlı bir deftere biz ise boş bulduğumuz her yere yazıyorduk..
Ben renksiz duvarları, kardeşim ise insanları sevmez. Hiç sevmedik..
***öykü atölyesi'nin 'fotoğrafın dili' isimli çalışması için yazılmıştır.