'UMUT', pet şişede nokta kadar bir balıktı..
Yıllar önce akvaryum için alınan bitkilerin arasına gizlenmiş, lavabonun deliğinden gitmek üzereyken son anda kurtarmıştım. Minicik bir yavruydu.
Kesik bir pet şişenin içine koydum onu ve adına 'umut' dedim..
Günden güne büyümüş, iyiden iyiye gözle seçilmeye başlamıştı, hatta bir lepistes olduğunu anlamıştım. Düzenli olarak suyunu değiştirip yemini veriyordum. O pet şişede bense sarı renkli odamda yaşıyordum. Pek farkımız yoktu 'umut'la. Benimde düzenli olarak odamın havası değiştiriliyor, yemeğim veriliyordu..
Belirsiz, her zaman ki gibi, öylesine, bilindik, 'Beyaz Zenciler'i, 'Eroin'i ve 'Bozkır Kurdu'nu okuduğum günlerdi..
Yalnızca dört günlüğüne kuzenlerimi görmeye gitmiştim, 3.5 saatlik mesafedeki başka bir şehire..
'Umut' emanet edilir mi? Ben ettim..
Döndüğümde, benim adıma bana sorulmadan alınan bir çift karar ve Umut'un bakımsız haliyle karşılaştım. Sanki biraz daha büyümüştü, direnmişti ve beni beklemişti..
'Umut, umudum sende olmasan' Sarılıp öpemediklerini daha bir içten, coşkuyla, daha bir başka seviyor insan..
Odama girer girmez ilk baktığım o oldu. İnce plastik akvaryum hortumuyla hava vermekti amacım. Bir kaç defa üfledim..fokur fokur hava kabarcıkları..anlayamadım..umut çıldırmış gibi bir sağa bir sola süratle hareket edip çarpıyordu. Sonra aniden ters döndü. Tüm bunlar bir kaç saniye içinde oldu. ''Umut' ölmüştü.. Gelir gelmez onu öldürmüştüm. Oysa günlerdir suyu değişmediği için nefes almasına yardımcı olmak istemiştim. Ne yaptım ben? Ne yaptım ? Neden böyle olduğunu anlayamamış, şok olmuştum..
O kadar severken, yaşamasını isterken, ellerimle büyütmüşken onu öldürmüştüm..
Ağladım..ağladım..ağladım..
Minik bir can, kocaman bir umuda ağladım..Çok sevdiğim için ağladım, çok sevmeseydim, önemsemeseydim ölümüne neden olmayacaktım..Niye sevdim diye ağladım..
Benim için 'UMUT'u yitirmek bu denli acıydı işte..
Sonra minik lepistesim gibi kaç umut öldü elimde saymadım..
'Umut pet şişede nokta kadar bir balıktı' ölmeden önce..
6 Mayıs 2008 Salı
5 Mayıs 2008 Pazartesi
yaşlandığımda ben / mim
Aylin ‘yaşlanınca nasıl olurdun?’ diye sorarak sobelemiş yada mimlemiş diyelim :)
Kendimi fazlasıyla yaşlanmış tonton bir nine olarak hiç düşünmedim, düşünemiyorum..
Kaç yaşıma gelirsem geleyim çocuklar ve torunlarım dışında da bir hayatım olmalı, iç içe ve en yakınlarım dahi olsalar onlara bağımlı bir yaşantım olsun istemem.
Öte yandan esprili eğlenceli, anlayışlı, küçükle küçük, büyükle büyük olmayı becerebilen yapım sayesinde sevilen bir anneanne /babaanne/ komşu teyze / olabilirim.
Arkadaşlarım, eşim dostum, kitaplarım, yazılarım, çizimlerim belki köpeğim, ve umutlarım, hayallerim olacaktır, temenni ediyorum..
Şimdi olduğum gibi sade ve spor bir tarzım olur sanıyorum, yakın arkadaşlarım Aylin, Eda, Handan ve ablam gibi kokoş olmazdım :)) hele bir ablam var ki Aysel Gürel'in tahtını sallayacaktır fırsat bulabilirse :) bu tak takıştır sürüştür grubuyla yaşlanırsam altın kızlar gibi olmamız muhtemel, bu arada kocalar nerede olur onu bilemiyorum işte :)
Süslü olmasam da kafamın içine ve dışına bir şeyler takmayı çok severim, muhtemelen o zamanda çeşitli bere ve şapkaları hala seviyor olacağım, bana da yakışıyor hani ;) zaten yaşımın da en az 10 yaş altını göstereceğimden eminim, genetik faktörleri de göz önüne alarak yazıyorum bunu :) Ve her renkte giyinmeye devam edeceğim, yaşlandım diye siyahlara kahverengilere bürünmeye niyetim yok, gelsin pembeler, turuncular ;)
Şimdi üst kat komşum geldi aklıma, kadın en az 70 yaşında ama o kadar dinç ki, her daim yüzünde gülümsemesi düzgün saçları, hafif ruju ve yaşam enerjisiyle tam bir ders oluyor bana. Bisiklete biner, kayak yapar, sabahları erkenden arabasına atlar gider gelir müthiş bir insan, onun gösterdiği performansı kendimde bulamadığım zamanlar oluyor ve utanıyorum o zaman..
Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşlılığın yaşam kalitesinden geçtiğini düşünüyorum. Malesef ülkemizde altmış yaşını geçen kadınların çoğu yaşlı kadın moduna girip neredeyse ellerini ayaklarını çekecekler hayattan, bahsettiğim yaşam kalitesiyle doğru orantılı olarak Avrupalı yada refah düzeyi yüksek olan ülkelerde ki kadınların çoğu neredeyse parande atacak kadar sağlıklı ve hayat dolular..
Bu bağlamda ileride tüm istediklerimizi yapmak için öncelikle sağlıklı olmamız gerekiyor, bunun içinde şimdiden kendimize sağlığımıza dikkat etmeliyiz..
Hiç yaşlanmayacakmışız gibi gelse de yıllar çokçabuk geçiyor, hissettiğimiz yaşı istediğimiz gibi yaşamamızı diliyorum..

Yeri gelmişken yazayım, 17 _18 yaşlarımda ablamın aldığı, kolunda göğsünde ve sırtında papatya bulunan kot montumu çok severim yaşayacağım her yere götürüyorum. Senede en az birkaç kere giyerim, bu sabah o günlerden biriydi, çocuksu, deli dolu ve her şeyin başında olduğum o zamanlarda hissettiriyor kendimi. Hoş hala öyleyim ya :) Yaşlansam da vazgeçemeyeceklerimden biride bu mont, tıpkı yaşama sevincim ve kendim gibi olmaktan geçemeyeceğim gibi..
Bende, Koza ve fz'yi sobeliyorum..
Kendimi fazlasıyla yaşlanmış tonton bir nine olarak hiç düşünmedim, düşünemiyorum..
Kaç yaşıma gelirsem geleyim çocuklar ve torunlarım dışında da bir hayatım olmalı, iç içe ve en yakınlarım dahi olsalar onlara bağımlı bir yaşantım olsun istemem.
Öte yandan esprili eğlenceli, anlayışlı, küçükle küçük, büyükle büyük olmayı becerebilen yapım sayesinde sevilen bir anneanne /babaanne/ komşu teyze / olabilirim.
Arkadaşlarım, eşim dostum, kitaplarım, yazılarım, çizimlerim belki köpeğim, ve umutlarım, hayallerim olacaktır, temenni ediyorum..
Şimdi olduğum gibi sade ve spor bir tarzım olur sanıyorum, yakın arkadaşlarım Aylin, Eda, Handan ve ablam gibi kokoş olmazdım :)) hele bir ablam var ki Aysel Gürel'in tahtını sallayacaktır fırsat bulabilirse :) bu tak takıştır sürüştür grubuyla yaşlanırsam altın kızlar gibi olmamız muhtemel, bu arada kocalar nerede olur onu bilemiyorum işte :)
Süslü olmasam da kafamın içine ve dışına bir şeyler takmayı çok severim, muhtemelen o zamanda çeşitli bere ve şapkaları hala seviyor olacağım, bana da yakışıyor hani ;) zaten yaşımın da en az 10 yaş altını göstereceğimden eminim, genetik faktörleri de göz önüne alarak yazıyorum bunu :) Ve her renkte giyinmeye devam edeceğim, yaşlandım diye siyahlara kahverengilere bürünmeye niyetim yok, gelsin pembeler, turuncular ;)
Şimdi üst kat komşum geldi aklıma, kadın en az 70 yaşında ama o kadar dinç ki, her daim yüzünde gülümsemesi düzgün saçları, hafif ruju ve yaşam enerjisiyle tam bir ders oluyor bana. Bisiklete biner, kayak yapar, sabahları erkenden arabasına atlar gider gelir müthiş bir insan, onun gösterdiği performansı kendimde bulamadığım zamanlar oluyor ve utanıyorum o zaman..
Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşlılığın yaşam kalitesinden geçtiğini düşünüyorum. Malesef ülkemizde altmış yaşını geçen kadınların çoğu yaşlı kadın moduna girip neredeyse ellerini ayaklarını çekecekler hayattan, bahsettiğim yaşam kalitesiyle doğru orantılı olarak Avrupalı yada refah düzeyi yüksek olan ülkelerde ki kadınların çoğu neredeyse parande atacak kadar sağlıklı ve hayat dolular..
Bu bağlamda ileride tüm istediklerimizi yapmak için öncelikle sağlıklı olmamız gerekiyor, bunun içinde şimdiden kendimize sağlığımıza dikkat etmeliyiz..
Hiç yaşlanmayacakmışız gibi gelse de yıllar çokçabuk geçiyor, hissettiğimiz yaşı istediğimiz gibi yaşamamızı diliyorum..

Yeri gelmişken yazayım, 17 _18 yaşlarımda ablamın aldığı, kolunda göğsünde ve sırtında papatya bulunan kot montumu çok severim yaşayacağım her yere götürüyorum. Senede en az birkaç kere giyerim, bu sabah o günlerden biriydi, çocuksu, deli dolu ve her şeyin başında olduğum o zamanlarda hissettiriyor kendimi. Hoş hala öyleyim ya :) Yaşlansam da vazgeçemeyeceklerimden biride bu mont, tıpkı yaşama sevincim ve kendim gibi olmaktan geçemeyeceğim gibi..
Bende, Koza ve fz'yi sobeliyorum..
4 Mayıs 2008 Pazar
3 kadın / mim
Goddes artemis , bendeniz , çınar ve mutlu kumtaneleri' 'yakınlarımız dışında bizi etkileyen, sevdiğimiz, idol olarak gördüğümüz üç kadın hakkında yazmam için mimlemişler...
idol olarak gördüğüm kimse olmamasına karşın, BUKET UZUNER en sevdiğim yazarlar arasında..neredeyse tüm kitaplarını okudum. ( Benim adım mayıs, Ayın en çıplak günü, Bir siyah saçlı kadının gezi notları, İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri , Kumral ada_ Mavi tuna, Selin ve Cem ile yolculuklar )

İkinci olarak, daha çok Zehirli Sarmaşık filminden hatırladığım ve nispeten güzellik anlayışımı yansıttığı için Drew Barrymore ' u yazmak istiyorum.
Ve son olarak herkesin çok sevdiği saydığı içimize mutluluk, neşe, huzur veren çocukluğumuza döndüren büyük oyuncu ADİLE NAŞİT 'i yazacağım..
Aynı konuyu Aylin'e ve Ebruli'ye paslıyorum..
not: bu mim aceleye geldiği için ilk aklıma gelen 3 kadını yazdım diğer sevdiklerim alınmasın :))
idol olarak gördüğüm kimse olmamasına karşın, BUKET UZUNER en sevdiğim yazarlar arasında..neredeyse tüm kitaplarını okudum. ( Benim adım mayıs, Ayın en çıplak günü, Bir siyah saçlı kadının gezi notları, İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri , Kumral ada_ Mavi tuna, Selin ve Cem ile yolculuklar )

İkinci olarak, daha çok Zehirli Sarmaşık filminden hatırladığım ve nispeten güzellik anlayışımı yansıttığı için Drew Barrymore ' u yazmak istiyorum.
Ve son olarak herkesin çok sevdiği saydığı içimize mutluluk, neşe, huzur veren çocukluğumuza döndüren büyük oyuncu ADİLE NAŞİT 'i yazacağım..
Aynı konuyu Aylin'e ve Ebruli'ye paslıyorum..
not: bu mim aceleye geldiği için ilk aklıma gelen 3 kadını yazdım diğer sevdiklerim alınmasın :))
1 Mayıs 2008 Perşembe
1 mayıs bahar bayramı
1 Mayıs Bahar Bayramı Helsinki'de olması gerektiği gibi neşe, coşku ve eğlenceyle tam bir bayram havasında kutlandı. Hemen hemen herkeste denizci şapkalarına benzer beyaz mezuniyet şapkaları vardı. Bu güne özel olarak genç yaşlı herkeste vardı diyebilirim.


Çoğunluğunun gençlerin oluşturduğu bu binlerce kişiden alkol almayan herhalde yoktu. Buna rağmen ne bir taşkınlık, ne kavga, ne taciz hiç bir şey gözüme çarpmadı. Belki ufak tefek şeyler olmuştur ki o da çok normal ancak topluluğu rahatsız edici eğlenceyi baltalayacak gerecek hiç bir şey yoktu. Polis arabaları bile tek tüktü.
Düşündümde bugün bu kutlama bu tarzda ülkemizde olsaydı..Bir kere sayısız ekip arabası, yan baktın, düz baktın, niye benim kıza baktın kavgaları hatta cinayetleri, alttaki resimdeki gibi kendi başlarına gezen kızların arkasında bir ordu delikanlı! olur kızları canlarından bezdirirlerdi.
Dikkatimi çekip hoşuma giden şeylerden biride bu resimlerde görülen otomobil yarışmalarında giyilenlere benzeyen tulumlardı..Bende isterim bende isterim diye tutturmuşken bunların okullara ait olduğunu öğrendim, her okulun kendine göre rengi varmış, üzerlerinde çeşitli yazılar amblemler vardı sanırım mezuniyete yakın giyiliyormuş bu tulumlar. Ne kadar sevimliler :)
Durmadan içiliyor ve tuvalet ihtiyacı ileri derecede, fazla sayıda seyyar tuvaletler kurulmuş ama çok sıra var ( alttaki resim)
Sıra beklememek ve bundan ziyade rahatlıktan olsa gerek aşağıdaki manzarayla karşılaşmak mümkündü hemen her yerde..kız erkek farketmeden ..şaşkınlıktan diğerlerini fotograflayamadım. Fotografladıklarımı buraya koyamadım.
İşte bu durumda bizim ülkemizde kolay kolay yaşanmayacak türden..Medeniyet madalyonunun iki yüzü..
İlginç, bir o kadar keyifli bir gündü..Sonrasında Türkiye'deki 1 mayıs görüntülerini izlemek ise çok üzücü ve düşündürücüydü.
28 Nisan 2008 Pazartesi
öz
Doğudan batıya kadar güneşi çalımlamak ve yaşarcasına susamaktı özlemek..
Bardağın dibindeki son damlaya razı olmaktı çağlayan suyun yanında.
Acele etmen hızlı düşünmen gereken anda damlayan bir mum gibi donup kalmaktı olduğun yerde..
Uslu bir çocuk gibi sabırla beklemekti özlemek, en sevdiğin oyuncağa binmek için sıranın sana gelmesini, baş döndüren lunaparkta..
Kolundan ipek bir eşarbın kayması, çorabının tekini bulamamak gibiydi..
Kağıttan daha keskin, kalemimden daha güçlüydü..
Özledim.
Bardağın dibindeki son damlaya razı olmaktı çağlayan suyun yanında.
Acele etmen hızlı düşünmen gereken anda damlayan bir mum gibi donup kalmaktı olduğun yerde..
Uslu bir çocuk gibi sabırla beklemekti özlemek, en sevdiğin oyuncağa binmek için sıranın sana gelmesini, baş döndüren lunaparkta..
Kolundan ipek bir eşarbın kayması, çorabının tekini bulamamak gibiydi..
Kağıttan daha keskin, kalemimden daha güçlüydü..
Özledim.
26 Nisan 2008 Cumartesi
kelime oyunları / SIR

Küçük hayatta büyük an'dı sır..
Bir teknenin güvertesindeki ıslaklık, kalabalık bir şehrin kalabalık bir caddesinde yanından geçen biri, latin danslarının ritmi, kibrit kutusu, çocukluk anıları yada korkuları, A noktasından B noktasına yolculuklar,turkuaz bir ada yada saat 16:04 te dünyaya gelen her bebek sır olabilir..
Ve sen onu tutabilirsin..bir dilek gibi...
Sırlar güçlü kılar insanı. Tutmasını değil, taşımasını bildiğin sürece..
Sır küpün ağır mı?
Ne güzel..
Demek birikmişsin hayata...
Bir teknenin güvertesindeki ıslaklık, kalabalık bir şehrin kalabalık bir caddesinde yanından geçen biri, latin danslarının ritmi, kibrit kutusu, çocukluk anıları yada korkuları, A noktasından B noktasına yolculuklar,turkuaz bir ada yada saat 16:04 te dünyaya gelen her bebek sır olabilir..
Ve sen onu tutabilirsin..bir dilek gibi...
Sırlar güçlü kılar insanı. Tutmasını değil, taşımasını bildiğin sürece..
Sır küpün ağır mı?
Ne güzel..
Demek birikmişsin hayata...
23 Nisan 2008 Çarşamba
işte öyle bir şey
Aklına koyduğu an bir saniye bile beklemeye sabrı olmadan evim de evim diye tutturup, çantasını kaptığı gibi giden yaşlı kadınlar gibi, gittiğim yerde her zamankinin üçte biri kadar bile kalamayıp bir an önce eve gitmek istedim.
Gidip yüzde yüz bulacağım bulaşıkları yıkamak, ocağı lavaboyu ciflemek ovmak, bir daha ovmak, gözüme ilişen her yeri silmek, tek tek rafları çekmeceleri boşaltmak sonra yeniden yerleştirmek, bavulları hazırlamak hemen arkasından geri dökmek içinde ne varsa, evin kapısına duvarlarına dokunmak oldu olacak diz çöküp hüngür hüngür ağlamak o an için istediğim tek şeydi.
Koşar adımlarla eve gidip ağlamak dışında istediklerimin hepsini yaptım.
Ağlayamamak yıpratıyormuş sözleri.. Olmadık bir yeri olmadık bir zamanı, saçma bir espriyi, içten bir bakışı yada ilk duyacağım ezan sesini mi bekliyor beni boğmak için gözyaşlarım, boğup da rahatlamam, rahatlayıp da uyumam için..
Temize çekilmiş, itina ile yazılmış bir defterim daha önemlisi bir hayatım olmadığından mı cam kırığından daha çok canımı acıttı hayal kırığı..
Nasıl battı, yardı kaldı içimde, değil dokunmak bakamadım bile acıyan yerime..
Herhangi bir sayfaya bir kaç cümle yazıp yazdıklarımı beğenmeyip sayfayı kopartıp buruşturup atmak sonra aynı şeyi üst üste defalarca tekrarlamanın nasıl bir şey olabileceğini düşündüm..Ben hiç böyle bir şımarıklık yapmadım, hiç bir sayfayı bir satırda harcamadım..
Yazdıklarımı her zaman ilk hali ile bırakır, biraz kurcalasam çok daha güzel olacağını bilsem bile bunu yapmam, en fazla aynı kağıt üzerinde bir kaç karalama, eksiltme arttırma yaparım.
Bir şeyin üstüne ne kadar gidersen doğallığından uzaklaşacağını, can sıkıcı olmaya başlayacağını bilirim. Her eğri duranı, ters bakanı düzeltmeye kalktıkça biçimsizleşmesinden korkarım.
Ve hissettim ki,
Her gün azar azar, yemeklerimle pişiyorum mutfakta, en sevdiğim penceremde..Kimi kısık ağır ateşte kimi bugünkü gibi harlı..
Sonuç olarak,
Kendimi saatlerdir yedim yedim bitirdim.
Ama tadımı hiç beğenmedim..
Gidip yüzde yüz bulacağım bulaşıkları yıkamak, ocağı lavaboyu ciflemek ovmak, bir daha ovmak, gözüme ilişen her yeri silmek, tek tek rafları çekmeceleri boşaltmak sonra yeniden yerleştirmek, bavulları hazırlamak hemen arkasından geri dökmek içinde ne varsa, evin kapısına duvarlarına dokunmak oldu olacak diz çöküp hüngür hüngür ağlamak o an için istediğim tek şeydi.
Koşar adımlarla eve gidip ağlamak dışında istediklerimin hepsini yaptım.
Ağlayamamak yıpratıyormuş sözleri.. Olmadık bir yeri olmadık bir zamanı, saçma bir espriyi, içten bir bakışı yada ilk duyacağım ezan sesini mi bekliyor beni boğmak için gözyaşlarım, boğup da rahatlamam, rahatlayıp da uyumam için..
Temize çekilmiş, itina ile yazılmış bir defterim daha önemlisi bir hayatım olmadığından mı cam kırığından daha çok canımı acıttı hayal kırığı..
Nasıl battı, yardı kaldı içimde, değil dokunmak bakamadım bile acıyan yerime..
Herhangi bir sayfaya bir kaç cümle yazıp yazdıklarımı beğenmeyip sayfayı kopartıp buruşturup atmak sonra aynı şeyi üst üste defalarca tekrarlamanın nasıl bir şey olabileceğini düşündüm..Ben hiç böyle bir şımarıklık yapmadım, hiç bir sayfayı bir satırda harcamadım..
Yazdıklarımı her zaman ilk hali ile bırakır, biraz kurcalasam çok daha güzel olacağını bilsem bile bunu yapmam, en fazla aynı kağıt üzerinde bir kaç karalama, eksiltme arttırma yaparım.
Bir şeyin üstüne ne kadar gidersen doğallığından uzaklaşacağını, can sıkıcı olmaya başlayacağını bilirim. Her eğri duranı, ters bakanı düzeltmeye kalktıkça biçimsizleşmesinden korkarım.
Ve hissettim ki,
Her gün azar azar, yemeklerimle pişiyorum mutfakta, en sevdiğim penceremde..Kimi kısık ağır ateşte kimi bugünkü gibi harlı..
Sonuç olarak,
Kendimi saatlerdir yedim yedim bitirdim.
Ama tadımı hiç beğenmedim..
21 Nisan 2008 Pazartesi
2008 BLOG ÖDÜLLERİNDE ADAYIM
2008 BLOG ÖDÜLLERİni tesadüfen katılım için son gününde farkedip KİŞİSEL kategoride kendimi aday gösterdim :)Oylama 5 mayısa kadar devam edecek, Banadair'lerimi sizlerle ve kendimle paylaştığım turuncu dünyama oy vermek isterseniz BURADAN OYLAMAYA KATILABİLİRSİNİZ.
Bana oy verecek ziyaretçilerime ve dostlarıma şimdiden teşekkür ederim..
19 Nisan 2008 Cumartesi
...
Burnumun kanayacağını hissettim inceden, yakarcasına sızlamaya başladı, kutunun içindekileri görünce..
Evet, gerçekler hep kutuda geliyordu bana, birike birike, saklana saklana, eskimeye yüz tuttukça sabahları hatta en sıradan sabahların birinde belli belirsiz, rahatsızlık vermeyen kapı ziliyle..
Aralıklarla çeşitli renk ve ebatlarda gelen bu kutuların içindekiler bir süre oyalıyordu zihnimi sevmediğim bir masal gibi..
Olmayacak duaya bir adet yürekten amin, bale pabucu kurdelesi, küçük bir şişe içinde iç deniz suyu, saç bandı, kutunun içine gelişi güzel atılmış tedavülden kalkmış bozuk düşünceler, yapılacak, toparlanacak, vedalaşılacakların uzun bir listesi, turuncu bir pişmanlık, el kadar kanaviçeye şekilsizce işlenmiş çarpık vicdan azabı ve bir uçak bileti vardı siyah beyaz karton kutunun içininde..
Tereddüt etmeden açtım..Başımı ağrıttı, bu sabah gelenler..
Pişmanlığın zehrini, dönüşü olmayan yolların mesafesini, duanın eksikliğini hissettim.
Sırf karnını doyurmak için, ne yediğinin önemi olmadan bir şeyler atıştırmak gibi zevksiz, yavan,anlamsız geldi bütün her şey..
Hiç yapmadığımı yaptım sonra, gerçeklerle dolu kutuyu getirip gideni görmek için pencereden baktım.
Uzun kestane rengi saçları, sırtında kocaman papatyası olan kot montu, kızılderili tüyünden minik küpesini gümüş yüzüklerini gördüm, onsekiz yirmi yaşlarındaydı ve yeşil çantasında pease işareti vardı. Dondum kaldım.
Arkasına dönüp pencereye doğru bakarsa ve göz göze gelirsek öleceğimi hissettim.
O bakmadan gitti, ben onu özledim.
Evet, gerçekler hep kutuda geliyordu bana, birike birike, saklana saklana, eskimeye yüz tuttukça sabahları hatta en sıradan sabahların birinde belli belirsiz, rahatsızlık vermeyen kapı ziliyle..
Aralıklarla çeşitli renk ve ebatlarda gelen bu kutuların içindekiler bir süre oyalıyordu zihnimi sevmediğim bir masal gibi..
Olmayacak duaya bir adet yürekten amin, bale pabucu kurdelesi, küçük bir şişe içinde iç deniz suyu, saç bandı, kutunun içine gelişi güzel atılmış tedavülden kalkmış bozuk düşünceler, yapılacak, toparlanacak, vedalaşılacakların uzun bir listesi, turuncu bir pişmanlık, el kadar kanaviçeye şekilsizce işlenmiş çarpık vicdan azabı ve bir uçak bileti vardı siyah beyaz karton kutunun içininde..
Tereddüt etmeden açtım..Başımı ağrıttı, bu sabah gelenler..
Pişmanlığın zehrini, dönüşü olmayan yolların mesafesini, duanın eksikliğini hissettim.
Sırf karnını doyurmak için, ne yediğinin önemi olmadan bir şeyler atıştırmak gibi zevksiz, yavan,anlamsız geldi bütün her şey..
Hiç yapmadığımı yaptım sonra, gerçeklerle dolu kutuyu getirip gideni görmek için pencereden baktım.
Uzun kestane rengi saçları, sırtında kocaman papatyası olan kot montu, kızılderili tüyünden minik küpesini gümüş yüzüklerini gördüm, onsekiz yirmi yaşlarındaydı ve yeşil çantasında pease işareti vardı. Dondum kaldım.
Arkasına dönüp pencereye doğru bakarsa ve göz göze gelirsek öleceğimi hissettim.
O bakmadan gitti, ben onu özledim.
14 Nisan 2008 Pazartesi
kelime oyunları / insan..insanlık
İnsan kılığından sıyrılıp kuş kanadı olmak veya göl kenarında bir saz hafif öne doğru eğilen ya da bir ağacın ilk tomurcuğu sonsuz heyecan dolu..Belki yerdeki bir dal parçası, yosunlu kaya, kaz tüyü, turuncu gagalının kalp atışı, karıncanın ekmeği, çiğ tanesi, nar tanesi ya da kar tanesi olup yaşam bulmak bu eşsiz tablonun gerçeğinde..
Yaşadığını o gerçekle anlamak soyut insansı gölgelerin dışında..
Ve sonra, vahşi doğadaki dürüstlük gibi aslanın ceylanı parçalamasındaki gereklilik kadar yalın olsa insanlık bu ambiansta..
Ego ve kan kokusu palette kalsa!
Sağ üst köşesinde ''bu tablo satılık değildir'' yazsa..
Yaşadığını o gerçekle anlamak soyut insansı gölgelerin dışında..
Ve sonra, vahşi doğadaki dürüstlük gibi aslanın ceylanı parçalamasındaki gereklilik kadar yalın olsa insanlık bu ambiansta..
Ego ve kan kokusu palette kalsa!
Sağ üst köşesinde ''bu tablo satılık değildir'' yazsa..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


