30 Mart 2008 Pazar

kadın milleti :)


AŞK İÇİN ÖLMELİ AŞK, O ZAMAN AŞK :))

29 Mart 2008 Cumartesi

no name

Yıllar önce benim için özel hatta kutsal olan resim atölyesinde yuvarlak bir masamız vardı, demini almamış çaya büsküvilerimizi batıra batıra yemiştik, şiir tadında sohbet eşliğinde..
Yeşildi kupalarımız, benimki açık yeşildi, hastalıklı bir yeşil gibiydi, yinede seviyordum..
Başka bir gün 'hadi yine o gün gibi çay ve büsküvi yiyelim ' dedik..
İyi demlenmemiş çay, yeşil kupalar, büsküvi, masa, biz, yerdeki boyalar, dışardan gelen sesler herşey aynıydı.. Ama o günkü tat yoktu..yedik yedik olmadı..konuşmaya çalıştık olmadı..

Güzel bir anı yine aynı güzellikte yaşayamayacağımızı öğrendim o gün. Ne yaparsan yap bir öncekinin aynısını yakalamak mümkün olmuyordu. O büsküvi tadı orada kalmıştı.

Tıpkı tatilde birine aşık olursun hani 'yaz aşkı' denir, yaşadığın yere döndüğünde adına..
Güneş aynıdır 'yaz aşkın' aynıdır ama tatildeki hissi bir türlü yakalayamazsın. Sanki düş bitmiştir, sen sen değilsindir o, o değil..
Hiç birlikte yüzmemiş, gece lunaparka gitmemiş, bilardo oynamamış, bar taburesinde sorduğu soruya cevap vermemiş, yıldızlara bakarken yakalanmamış, yaz sabahının ayazı açık kapıdan girip seni hasta etmemiş, sesin kısılmamış, yeşil küçük mandalinalar dalından koparılıp sana verildiğinde dünyanın en değerli mücevheri gibi cebine koymamışsındır..

Şimdi yüksek binaların arasında, alış veriş merkezinde veya bir pasajdaki kafede karşında oturan kişi o değildir..
Çünkü o kişiye anlam veren anlar oradaki 'yaz' da kalmıştır..istenilsede eski güzelliğiyle oradaki gibi asla yaşanamayacaktır..

Üstelememek gerekir..Anları rahat bırakmak..
Aynısı olsun diye çabalarken, büyüsünü bozmamak..
Sevdiğin şeyi orada bulduğun yerde bırakmak..
İlk gördüğündeki hissiyle birlikte..
Bir şehri sever gibi, sevsende bırakıp gitmek gibi..

27 Mart 2008 Perşembe

sıradan bir sabah 2

'Aynı kafe, aynı kahve. Nasıl oldun? iyimisin? ben diz boyu karda gri bir noktayım sanki'

.................................. mesaj gönderildi..........

Bu arada bugün buraya yazmak için bir şeyler yazıyorum....Mesaj gelir, o da ne 'selam yaarın cuma zebze geliyor haberiniz olsun..tırrrrttt market..
hoppala çık aradan :)

Hemen ardından beklediğim cevap gelir..
'Yanında bir kahve içerdim bende.. Moralim bozuk ama iyiyim. Mail attım sana kısa..Gözlerim şiş ama çıkmam lazım..'

ve devam eder mesajlar..

B: 'Benimde öyle bir kibritlik işi var moralimin yakalım gitsin :)
Kahveni söyledim yanında tarçınlı pulla şiş gözlere birebir :)
2 den 4 e evdeyim..'

A:' Tamam o saatlerde nete kaçarım hem kahve molam olur hemde biraz sohbet ederiz olur mu?'

B: 'Olur tabii, keşke yanyana olsaydık şimdi. Hatta kaçsaydık bebeleri jeepin arkasına atıp :) Sen sür ben konuşurum :)'

A: 'Tamam ;) emniyet kemerlerini bağla bebelerin, kendinide unutma ;) tehlikeli bir yolculuk bizi bekliyor, ........... bekle bizi ..............'dan geliyoruz.' ( noktalı yerleri ben montajladım ;)

B: 'Bugün böyle güleceğim aklıma gelmezdi. Fonda Rocky'nin müziği ( gerçekten:)) kemerler her daim takılı kask bile taktım. Ahmete mavi Elife lila bana turanj seninki leopardi ehuheuheu'

A: Üstümüzde yazlıklar;) altımızda şortlar Ahmet ve Elifte de mayolar :)
Dikkat sert bir viraja 180 le daldık, tutunun!! elinizdeki kolaları dökmeyin :)

B: Bebeler uyumuş, cd de İstanbul Attack sıccak mı sıccak :) tozu dumana kattın kimliğini aldınmı ilerde çevirme var bana kalırsa durma vakit kaybetmeyelim :)

A: Geçtik bile çevirmeyi,yanlız önümüze koydukları barikata çarptım! Arkamızdan polis otosu geliyor, tam gaz devam durmuycam, sen sıkı tutunmaya ve hayal etmeye devam et

B: Aynasızlara aynadan bakıyorum pek ciddi görünüyorlar bizde rav 4 var onlardaki araç tanımlanamayan bir cisim ehuheuheu bas gaza ilerdeki tali yola gir fonda macarena :)

A: Ben yola saptım fakat benzin ibresi neredeyse sıfırı göstermekte, Elif acıkmış bide :)

B: Neyseki acıkmış tuvaleti gelmeden Meksika sınırını geçelim orada bildiğim bir yer var tortillalı bir şeyler yeriz. Aynasızları göremiyorum ya sen :)

A: Atlatmışız neyseki, dediğin mekanda pizza varsa bana uyar, benzinde alırız, yorucu ama keyifli bir yolculuk oldu şimdiye kadar yardımcı kaptan olarak iyiydin :)

B: İtalyada değiliz Meksikadayız pizzayı tavsiye etmem :) Benzinci çocuğa baksana Ricky Martine benzemiyormu :)
Bu arada eve girmek üzereyim :)

A: Tamam ben temizliğe başladım, moladayız :) bu arada benzinci çocuğu bırak ..................... hatırladınmı :) ehuheuheu....................... dıtdırırıtdıdıt montajjj dıttt :)

Yaklaşık iki buçuk saate yayıldı mesajlaşmamız.. Evet sıradan bir sabahtı, evet ikimizinde keyfi pek yerinde değildi..Bazen bir şeylerin hayalini kurmak gerçekten yaşamaktan bile keyifli oluyor..Heleki aynı frekansta olduğun bazen konuşmadan bile anlaştığın bir dostunuz olursa..

Dosttan izin alınmıştır mesajları buraya yazılırken, bakalım kahramanlarımızı bundan sonra nasıl bir macera bekliyor :))

not: Akılıma teyzem geldi şimdi bunları okusa ' vah vah nerelere gidiyor kocaların paraları' derdı :)))

ben ne derdim , şükretsinler ki hayalini kuruyoruz ehuheuheu :))


25 Mart 2008 Salı

kelime oyunları / hazırlık

Hazırlık yapmadan çıkacaksın yola
Almayacaksın yanına çantanı ve doldurmayacaksın içine
sevdiğin eşyaları..
Öylece çıkacaksın, olduğun gibi.
Bir tişort, bir kot, bir bot ve tabi şapkanla
saat bile olmadan kolunda..
Hazırlıksız çıkacaksın yola
Sanki bir yere gitmiyormuşsun gibi
Her an dönecekmişsin gibi..
Öyle çıkacaksın ki
Yarı yolda kaldığında
Yükün ağır, dönüşün zor olmasın..
Bir koşu marketten geliyormuşçasına
Bir ekmek bir süt almış
Hiç yarıyolda kalmamış gibi
Dönmelisin..
Sevdiğin eşyalarına.

Berrin 'deniz'

23 Mart 2008 Pazar

yeni bir mim / harflerin çağrıştırdıkları

Sevgili Aylin'den keyifli bir mim gelmiş. Harfleri masaya yatırıp bana ilk çağrıştırdıklarını yazacağım.. Bende merak ediyorum neler çıkacak..

A: Ankara ( 1 haziran)
B: Banadair_ Berrin..
C: Cam, camdan kalp..
Ç: Çizim, düşsel rahatlama..
D: Deniz, iç deniz..
E: Elif
F: Forever FENERBAHÇE
G: Gemi
Ğ: nedense yağ geliyor aklıma :)
H: Hatırla Sevgili, off ki off :)
I: Islık, severim..
İ: İlhan Mansız'la birbuçuk İskender arasında tereddütte kaldım :)
J: Jet'aime.
K: Kanarya :)
L: Lazca..
M: Mutluluk, vazoda üç gül..
N: Neden?
O: Okul
Ö: Özgürlük, içimde!
P: Pegasus, kanatlı at..zamanında yaptırmak istediğim dövme, şimdiden sonra kıyametin kopmasına neden olacak olan :P
R: Resim, geçmişe özlem..
S: Serenat, hoş olsa gerek :)
Ş: Şiir, dokunmak..
T: Türkiye...............
U: Uzaklar..
Ü: Ütü, sevmem..
V: Veda, sevmem..
Y: Yağmur, severim..
Z: Zaman, dursun!

Harfler püstüklü mama ve bridget jones'ta..

22 Mart 2008 Cumartesi

kolera günlerinde aşk

'love in the time of cholera' Kolera Günlerinde Aşk..

'Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film, terk edilmiş bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsünü anlatıyor' diye tanımlanmış film..Künyesini ve detayları
buradan okuyabilirsiniz.
Dram-romantik türündeki filmin konusu kısaca şöyle: “Florentino Ariza (Javier Bardem) romantik ve şair ruhlu bir telgraf memurudur. Zengin bir tüccarın kızı olan Fermina Daza’yı (Giovanna Mezzogiorno) gördüğü anda hayatının aşkını bulduğunu anlar. Peş peşe yazdığı tutku dolu aşk mektuplarıyla genç kızın yüreğinde kıpırtılar uyandırmayı başarır. Ancak genç kızın tüccar babası (John Leguizamo) bu ilişkiyi öğrenince öfkeye kapılır ve onları sonsuza kadar ayırmaya yemin eder. Fermina, seçkin bir aristokrat olan Dr. Juvenal Urbino (Benjamin Bratt) evlenir. Juvenal bölgeyi esrarengiz bir şekilde kuşatan kolera hastalığıyla baş etmek için düzen ve ilaç getiren bir doktordur. Evlendikten sonra eşini Paris’e götürür ve uzun yıllar boyunca orada yaşarlar. Sonunda Cartagena’ya geri döndüklerinde Fermina ilk aşkını çoktan unutmuş gibi görünür. Ancak Florentino aslında ilk aşkını hiçbir zaman unutmamıştır. Florentino, artık gemi sahibi varlıklı bir erkektir ve hala Fermina’nın aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. Kalbi sabırlıdır ve hayatının kadınıyla yeniden bir arada olma fırsatı için ömür boyu bekleyecektir.”

53 yıl, 7 ay, 11 gün ve gece hayatına sayısız kadın girsede yinede zengin bir tüccarın kızı olan Fermina Daza'dan vazgeçememesi aşk mı saplantımı yoruma açık. Ben filmin finalinden sonra aşk olduğunu düşündüm. Filmi izlerken biraz daha hızlansa diye düşünsemde sonunda izlediğime değdiğini hissettiğim dolu dolu bir duygu kapladı içimi...
Ayrıca kitabını alıp okumanın da ayrı bir keyif olacağını düşünüyorum. Filmin müzikleri Antonio Pinto ile Shakira'ya ait.
Müzikleri filmden daha da etkileyici..




'53 yıl 7 ay 11 gün vazgeçemediğimi en sonunda kalbim tamamlamıştı. Ve memnuniyetle keşfettim ki sınırları olmayan şey ölüm değil yaşamdı'


18 Mart 2008 Salı

mim / çocuk istismarı

Mimleyen Goddes Artemis
Konusu: * Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
*Çocuk istismarıyla ilgili banner
*'Çocuk istismarını durdurun' sloganının yazıda geçmesi.

Çocukluğumdan hatırladığım ilk şarkı, Eski Dostlar..

Unutulmuş birer birer eski dostlar, eski dostlar
Ne bir selâm, ne bir haber eski dostlar, eski dostlar
Hayâl meyâl düşler gibi uçup giden kuşlar gibi
Yosun tutan taşlar gibi eski dostlar, eski dostlar

Benim henüz okula gitmediğim, ablam ve abimin okulda olduğu saatlerde radyoda çalardı sıklıkla.. Ne hissettirdiğini tam olarak bilmiyorum ama kötü şeyler değil.

doctus
Yukarıda gördüğünüz resmin banner kodunu
bu linkte bulabilirsiniz.
Vikipedi 'nden aldığım bilgiye göre Dünya Sağlık Örgütü
çocuk istismarını şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."
İstirmarın Türleri:
*fiziksel
*cinsel
*duygusal
*bilerek zarar verme olarak ayrılıyor.

Her ne şekilde olursa olsun istismara uğrayan çocuğun, ileride istismar eden kişi olma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum.
Kendini savunamayacak, hakkını arayamayacak yada ne yaptığını bilemeyecek yaştaki çocukları ,insanlığa yakışmayacak şekilde kullananlardan ciddi anlamda hesap sorulması gerekir.
'ÇOCUK İSTİSMARINI DURDURUN! DURDURALIM'
Bırakın tohumlarımız özgürce, huzurla, güvenle yeşersin. Minik fidanları kırmayalım.
Geleceğimizi öldürmeyelim..

Bu duyarlılık gerektirern mim konusunu
yaşamınkıyısında , etki alanı ve çocukla çocuk'a yönlendiriyorum..


Bu şarkıyı dinleyince içim felaket buruldu.. Sezen Aksu'dan 'çocuk'..


KİRLİ BİR YORGAN GİBİ ÖRTME ÜSTÜMÜZÜ
SEN HİÇ ÇOCUK OLMADIN MI, TERTEMİZ DOĞMADIN MI HAYAT...

Berrin'den'iz'

17 Mart 2008 Pazartesi

kelime oyunları / sürgün & vurgun

Burada geçireceğimiz iki gün sana çoook iyi gelecek. Doktor, sevdiği onu mutlu edecek şeyleri yapın deyince hemen aklıma burası geldi... Deniz, yosun kokusu, uzaktan gelen martı çığlıklarını seversin sen. Hem akşam üstü Kelebek ve Beraylar da gelecek. Gitarınıda getir dedim 'hatırla sevgili' yi çaldırırız, üstüne birde 'mahur beste'yi söyledik mi değme keyfimize..

Bu hafta sonunu senin için tertipledik ama banada yarayacağı kesin. Bak şimdiden içim içime sığmıyor, şu havanın güzelliğine, güneşin suyun üstünde sakince uyumasına bak, hele şu kuşlara bayram çocukları gibiler..
Çok mutluyum çok!
Sende mutlusun, olacaksın biliyorum..
Tüm bunları sessizce dinliyordu Maribel, üzerinde oturdukları kayadan farksızdı..

Oturdukları yere geldiklerinde nokta kadar olan balıkçı teknesi şimdi gürültülü sesiyle yanlarına kadar gelmişti..
'Çocuklar!' diye seslendi teknedeki yaşlı balıkçı. 'Cennetimize hoşgeldiniz, nerelerden geldiniz buraya?'
'Hoşbulduk, Ankara'dan geldik. Ama yabancı sayılmayız, dayımların yazlığı az ileride hafta sonu için geldik'
Yaşlı balıkçı tekneden atlayıp yanlarına geldi, elinde bir kova, kovada capcanlı pırıl pırıl balıklar vardı.
'Bugün balık bol, bunlarda sizin kısmetinizmiş, afiyetle yersiniz' dedi
'aa harika, akşama arkadaşlarda gelecekti, çok makbule geçti teşekkür ederiz' dedim..

Yaşlı balıkçı gözü ile Maribel'i işaret edip nesi var? hasta mı? diye sordu..
'Nesi olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Az uyuyor, az konuşuyor, az yiyiyor, eski neşesinden eser kalmadı, birden bire oldu hiç bir şey anlamadık'
'Sanki bu dünyada değil, bitkiden farksız'
'Ona değişiklik olsun diye geldik ama işe yarayacakmı bilemiyorum' dedim..

Balıkçı hafifçe kaşlarını çatarak 'vurgun yemek' ne demek bilirmisin? diye sordu.
'Suyun altındaki basınçla alakalı olduğunu biliyorum, ani basınç değişikliğiyle bilinç kaybı hatta ölümle sonuçlanıyor sanırım'
Evet kısmen doğru, hiç bir gereç kullanmadan 30 m derine indiğinde, kalp atışları hızlanır, vücut ısısı düşer, bilinçte bulanıklık, felç yada ölüm gerçekleşebilir. Vurgun yememek için suyun üstüne yavaş ve belirli aralıklarla çıkmalısın'
'Ayrıca vurgun yiyenleri hemen basınç odalarına alırlar ve vurgun yediği basınç tekrar verilir, dengeli olarak azaltılır.Bir başka önlemde vurgun yiyeni tekrar aynı derinliğe indirmektir'
'Şimdi bu ihtiyar neden bana bunları anlatıyor diye düşündüğüne eminim' dedi gülümseyerek.
Gülümseyerek karşılık verdim..
'Nedeni şu, benim anladığım kadarıyla arkadaşın bir çeşit vurgun yemiş, yüzündeki ve yüreğindeki çocuksuluk, doğallık indiği derinlikte onu korumaya yetmemiş. Bilmediği sularda kaldıramayacağı derinliklere inmiş, sonuç bu'
Hayretle ihtiyarın söylediklerini dinliyordum, ve biliyordum ki tek dinleyen ben değildim..
'E peki ne yapmalı, nasıl eski haline gelecek?'
'Az önce dediğim gibi' diyerek söze başladı..
'Vurgundan kurtulması için yine indiği eski derinliğe inmeli, bu sefer daha dikkatli ve güçlü olmalı, karşılaşacağı şeyleri önceden kestirmeli, orada bağışlamayı öğrenmeli, bir çember düşün çemberi daralta daralta bağışlayacak, en son merkezinde kendisini bulacak, kendisinide bağışladığında ki en zor kısmı bu, ondan sonra acele etmeden yavaş yavaş su yüzüne çıkacak, vurgun bitecek'
'Tüm hapsettikleri kendi de dahil özgür kalacak' dedi..Bir süre sessiz kalındı. İhtiyarın söylediklerini zihin süzgecimden geçiriyorken,
Maribel'in sakin ve yorgun sesini duydum..
'Balıklar, balıkları denize geri dökermisiniz?' dedi..
İnce, solgun, sevimli yüzü bu kez ne istediğini biliyor gibiydi.
Yaşlı balıkçının tüm söylediklerini dinlemişti Maribel. O ana kadar kimse bağışlamaktan söz etmemişti Maribel'e, kimsenin yapamadığını yapmıştı ihtiyar..
Dönüp balıkçıya baktım, başıyla onaylıyordu hafif tebessümle.
Döktüm balıkları..
Maribel bağışlamaya balıklardan başlamıştı.

* Maribel banadairlerimi içinde biriktirdiğim şeker kavanozumun adı.

14 Mart 2008 Cuma

bizden..

Geçen hafta müthiş kar yağdı.
Okul çıkışı kızakla kayarak, bol bol yuvarlanarak keyifli anlar yaşadık, eve gitmeden önce bu seneki kıştan hatıra kalsın diye bu kar kaplumbağasını yaptık..Minik fokun bir süre önce topladığı ve çantamızda duran palamutlar o gün işe yaradı ve kaplumbağamıza göz ,ağız yaptık, boynundaki ipide kapşonundan çıkartıp taktık, bu arada kaplumbağa çoktan doğanın geri dönüşüm kutusuna atıldı bile :)

Bir kaç gün sonra tüm karlar eridi, bahar bayramına (paskalya) bir hafta kalmasına rağmen kışın dondurucu soğuğu devam ediyor..
Aşağıdaki resimlerde minik foka ait. Önce çizmiş sonra kesip tekrar kağıt üzerine yapıştırmış.


Burada kendini çizmiş pembe kaskı başında buz pateni yaparken, yeşiller pantalon değil çorapmış, öyle söyledi :)

Diğer çizim de bana ait. Dün gece çizdim. Hala ayrıntılarla boğuşup, bütünden parçaya gidemeyişimin göstergesi..

Sonuncu mavi fotografta bu akşam çektiğim, arka bahçemizden bir kare..Tıpkı bir kartpostalı andırıyor. Yoğun sis ve mavi vardı, neresi deniz neresi gökyüzü anlaşılmıyordu, fonda karga sesleriyle korku filmlerini andıran ve haz veren..

13 Mart 2008 Perşembe

olur ya, bir gün..

Hiç duymadığım şarkılar dinlemek istiyorum.
Sıfır kilometre..
Hiç bir zamanı, hiç bir yeri hatırlatmayan..
Hiç bilmediğim, bir birine benzemeyen, sahibinden cümleler okumak,
okudukça kimseyi hatırlatmasın istiyorum.
Tüm renklerden farklı bir renk bulmak,
Ana renkler gibi sabit
Ara renkler gibi karışık
Siyah gibi baskın
Beyaz gibi sakin olmayan..
Hiç hissetmediğim gibi hissetmek,
Güneşe yakın
Düne uzak olsun istiyorum.
Ve gerçek.

Berrin 'deniz'
13.03.08