
yağmur damlasından deniz yapmış kendine...
Mor şemsiyesi elinde...
Turunç kokulu, karasal bir iklim..


Zaman en iyi ilaçtır.. ilacımı aldım artık iyiyim..
Arabanın içinde oturup beklerken bir şarkı çalmaya başladı, hani bazı şarkılar vardır ya, alıp bir yerlere götürdü beni deriz. İşte o şarkılardan biriydi dinlediğim. Alıp bir yerlere götürdü ama çok uzaklara değildi. Nede yakınlara. Bilmediğim bir yere, belirsiz bir zamana belki hiç olmamış yaşanmamış anlara götürdü. Şimdi hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum, üzerinden henüz altı saat bile geçmemişken unuttum. Bir çok şeyi unuttuğum gibi. Tek hatırladığım, fareli köyün kavalcısındaki fareler gibi takılıp gitmek istediğimdi ezginin peşine..
Son birkaç günkü gerginliğimi, üzerime düşeni hakkıyla yapmanın hazzıyla başımdan savuşturduğumu hissederken, kahve falında bilmem kaç damla sevinç gözyaşı, birkaç yol, uzun boylu başı dumanlı, omuzlarında iki ağır yük bulunan bir erkek, karşılıklı konuşan kısa boylu iki kadın, her zamanki iç sıkıntısı çıktı.
‘Birden uykum geldi, yorgunum, ne diyecektim kelimeleri bile toparlayamıyorum. Biz gidelim artık.’
‘Hadi kızım gidiyoruz.’
‘Teşekkür ederim. Bugün için.’
Kuru teşekkürden öte hissettiklerim bende kalıyor.
Rüzgarı hiç sevmiyorum.
Üşüdük.
Elimde eşyalar çizmelerimin topuğundan gelen ses ve zar zor anahtarı bulup kapıyı açışım..
Sonra sonra…
Ölümde yalan bir yerde , yaşamak gibi.. Yazmışım zarfın üstüne. Elime zarfın içindeki toplu iğnelerden biri battı.Ne çok kalmış diye düşündüm, cenazede göğsümüze taktığımız fotokopi resimlerden. Niye saklıyorum bunları, yalandan bile içine bakmaya korkarken..
Saat ilerlemiş..
Şimdi üzgün, solgun, titrek, ağlamaklı sesini duyup da nasıl içerim neskafemi..Senin çok sevdiğini bilip de.
Gün geceye, gece bana dokunurken.. İlaç bugün yan etki yaptı..
Hissediyorum..

Aylin'in sobesiyle çantamı ortaya döktüm :) Ebruli ve Tabiat Ana sıra sizde..
Küçük çantalardan hoşlanmam ve abiyeler hariç hiç kullanmadım diyebilirim. Büyük ve kullanışlı çantalar tercihimdir. Özellikle boynumdan çarpraz şekilde geçirerek taktığım çantalarımı hem sever hemde rahat ederim, içlerinde de genellikle ne aranırsa bulunur :) Hafta sonu kullandığım çantamı boşalttım ve çıkanlar bunlar. Güneş gözlüğüm ve kutusu, cüzdan, küçük not defterim, kurşun kalem, kızımın tokaları yine kızım için şeker ve sakız, anahtarlıklarım, tatlandırıcım, güzel keyifli bir günden kalma bir cafeden alınmış kibrit kutusu ve geçen noel zamanı Helsinki'den aldığım kartanesi..Onu o zamandan beri hiç yanımdan ayırmadım. Benim için çok özel..Ben nereye o oraya..
Rüzgarla oradan oraya savrulsam da dönüp dolaşıp yine topraklarına düştüğüm ve çocukluğumu küçük şirin bir mahallesinde sakladığı için, kızımda ‘Ankaralı’ olduğu için, Eskişehir’e 240 km olduğu için, geceleri arabayla caddelerindeki tatlı akışa karıştığımda huzur bulduğum için, hep gürültüsünden şikayet ettiğimiz sokak düğünleri ve içten içe şikayetimizi geri aldığımız için ve bu sokak düğünlerinde çalınıp söylenen an’ga’ra kaşık havalarının her notasının Ankara’lıların genlerinde olduğunu bildiğim için, yurt dışında satın aldığım bazı ürünlerde made in Turkey yazısını gördüğümde nasıl duygulanıp ağlamaklı olduysam yurt içinde başka illerde 06 plakayı gördüğümde aynı hissi bana yaşattığı için, ilk aşkıma, ilk ölüm acıma, ilk dostluklarıma, ilk ayrılışlarıma, ilk kavuşmalarıma ve daha bir çok ilkime tanık olduğu için, ruhumu bilmem ama sonunda bedenimi oraya teslim edeceğim için, içinde yürekten sevdiğim nadir kişiler olduğu için, hemen hemen her yaşımı kutladığı için, kendine has soğuk ve uzak bir havası olduğu ve İstanbul’luların çoğunun Ankara’yı sevmediğini bildiğim için, için için özlediğim için..Ankara’nın taşına bak gözlerimin yaşına bak dizeleri için..Anıtkabiri, Kocatepesi, Esat caddesi, Bahçeli 7si, Yüksel'i, Karanfil'i ve Kuğulu parkı olduğu için..temmuz 2007